TARİH VE LEZZET DOLU FENER-BALAT GURMEBÜS GEZİSİ

14 Nisan tarihinde Gurmebüs’ün Fener Balat güzergâhına yapılacak turundan haberimiz olunca hummalı bir koşuşturma başladı bizim evde. Hemen başvurduk ki açıkta kalmayalım diye. Ama o da ne? Kontenjan hemen dolmuş. Son dakika Armada Oteli’nin sorduğu soruya doğru cevabı veren eşimin sayesinde, Gurmebüs’ün lezzet yolculuğuna katılmaya hak kazandık.
Günler öncesinden meteoroloji cumartesi günü için sağanak yağış uyarısı verirken, meteorolojiye inat cumartesi günü hava günlük güneşlikti. Keyfimiz yerinde, midemiz aç, kendimizi Atatürk Kültür Merkezinin önünde bulduk. Armada Gurmebüs ekibi ve lezzet avcıları olan bizler, toplanmış otobüsümüzün gelmesini bekliyorduk. İşte beklenen an gelmişti. Armada Otel’in restore ettirip kullanıma soktuğu eski Mercedes Benz otobüsümüz bizleri beklemekteydi.


Kısa bir tanışma, kaynaşma faslından sonra etraftaki meraklı gözlerle beraber ilk durağımız olan Asitane Restauranta gelmiştik bile. Burası Kariye Camii ve mozaikleri ile ünlü Kariye Müzesinin yanında bulunuyor. Asitane Restaurant, geleneksel Osmanlı mutfağının leziz örneklerini sunan bir mekan.   Bizler için ayrılan masalara oturarak biran önce servisin başlamasını beklemeye başladık. Beş dakika sonra servis başlamıştı bile. İlk önce ağzımız tatlansın diye narçiçeği şerbeti ikram edildi. Rengi kan kırmızısı, tadı ise gerçekten harika olan bu şerbet ağzımızı tatlandırmıştı ki arkasından tarçın (kanela) şerbeti geldi. Tarçın şerbeti Asitane Restaurantın spesiyalleri arasında çünkü başka yerde yok. Hem enerji veren hem de insanın içini ferahlatan bir tadı var. Şerbetlerimizi yudumladıktan sonra sıra Asitane lokmalarına gelmişti. Beyaz bir tabağın içinde hepsi birbirinden güzel dört çeşit meze hadi bizi yiyin artık diyordu. Hums lokması, ezilmiş nohutun içine çam fıstığı, kuş üzümü ve tarçından oluşmaktaydı. Ve tadı çok güzeldi. Lor mahlutu ise adından da anlaşılacağı gibi lor peyniri,  taze soğan, sivri biber, pul biber ve biberiye ile tatlandırılmıştı. Diğer bir lezzet ise favaydı. Favanında tadı, kıvamı güzeldi. Son lokmamız ise dövme hıyar taratoruydu. Lor peyniri, antepfıstığı, kırmızı soğan ve süzme yoğurt ile hazırlanmıştı. Ve çok hafifti.  Lokmalarımızı tattıktan sonra Şef Murat beye teşekkür edip mekandan ayrılıyorduk ki gurmebüs ekibinin diş kiralarınızı unutmayın dediğini duyduk. Evet, Asitane Restaurant bize diş kirası hazırlamıştı. Meraklı gözlerle içinden ne çıkacak acaba derken, organik ayva reçeli tam karşımda duruyordu. Diş kiralarımızı alıp, ikinci lezzet mekanımıza doğru yol alırken, dışarıda sabah ki o güneşli havadan eser kalmadığını ve yağmurun çisenti halinde yağdığını görsekte morallerimiz bozulmamıştı. Hadi hayırlısı diyerek ikinci lezzet durağına gelmiştik.













Bildiğiniz üzere Fener Balat denince akla ne gelir? Evet, doğru cevap işkembe. İşkembeyi kimileri sever kimileri sevmez. Ben sevenlerden yanayım. O zaman bu lezzet durağı tam bana göre. Fetih İşkembe 40 yıldır sakatat dışında hiçbir yemeği yapmıyor. Menüsünde altı çeşit işkembe çorbası var. İster tuzlama ye istersen paça. Yok, ben işkembe yemem dersen burada tandırda pişirilen kokoreçte var. Gurmebüs ekibi olarak Fetih işkembe salonunu fethetmeye geldik. Burası iki katlı bir mekan. Üst kat bize ayrılınca, hemen masalara yerleştik. Kimimiz işkembe, kimimiz kokoreç istedik. Servis hızlı. Dumanı üstünde tüten işkembelerimiz hemen geldi. İşkembelerimizin üstünden dumanı eksik değil de, dışarıda da gök delinmişçesine, yağmur yağmaktaydı. Bir yandan çorbayı yudumlayıp bir yandan da eyvah nasıl dışarı çıkacağız diye düşünüyorduk.
















Üçüncü lezzet mekanımız Balat turşucusuydu. Gel gör ki dışarı çıkmaya kimsenin niyeti yoktu. Çıksak bile Balat turşucusu, ufacık tefecik içi dolu turşucuk misali küçücüktü. O kadar kişi o dükkâna hayatta sığmazdık. Gurmebüs ekibinden sevgili Nilay’ın arzu ederseniz biz turşucuya gidemesekte, turşular buraya gelsin mi diye sorunca.  Elimiz mahkum kabul ettik. Balat turşucusu, 40 yıllık bir turşucu. 15 senedir de abi kardeş tarafından işletiliyor. Gelen turşular çok güzel. Plastik bardak içerisinde pancar, kornişon ve lahana turşuları var. Tadı, tuzu, sirkesi tam tadında. Kütür kütür. Bir çırpıda  turşular yenildi, suları içildi. Ben turşu suyumu tatlı ve pancarlı istemiştim.  Bazılarımız pancarsız istediği gibi bazımızda turşunun içine pul biber koyarak içti. Buradan sevgili Hülya Meral’in kulaklarını çınlatayım. Artık ıslanma vakti gelmişti. Dışarıda yağmur yağsa da biz yemek aşkında vazgeçmeyecektik.





Ve istikametimiz Tarihi Taş Fırın, Evin unlu mamulleri. Bu tarihi fırının geçmişi 100 yıl öncesine dayanıyor. İlk sahibi olan Vasili ustanın tüm reçeteleri şuan ki sahipleri tarafından eksiksiz uygulanıyor. Galeta geleneği, değişmeyen tarifi ile bu zamana kadar gelmiş. Fırında meşhur galeta ve peksimetlerin tadına bakarak, bir sonraki durağa doğru yol alıyoruz. Pardon koştururcasına gitmeye çalışıyoruz.



Allahım ne olur dursun şu yağmur desekte, daha da şiddetlendi yağmur ve biz hız kesmeden, sanki kuru yerimiz kalmayacak diye yemin etmişçesine kendimizi can havliyle fındıkkabuğunda köfteye attık. Ben köfte istemiyorum derseniz, menüde zeytinyağlılar, ev yemekleri ve güveçte kuru fasulyede dikkat çekici. Bize ayrılan kata çıkıp, önceden hazırlanmış masalarımıza oturup, fındıkkabuğunda pişmiş olan kaşarlı köfte ve normal köftemizin tadına bakıyorum. Favorim kaşarlı oluyor. Ayrıca köftelerin  yanında sunulan acılı sos ise bir harika.  Köftelerimizi yedikten sonra sıcak bir çay hiçte fena olmuyor. Çaylarımızı yudumlayıp. Bir sonraki durağımız olan Balat Kültür Evine gitmek için hazırlanıyoruz. Yine yağmur yine yağmur…







Evet, nihayet Balat Kültür Evindeyiz. Burası Vodina Caddesi üzerinde, ikinci dereceden tarihi eser olan, üç katlı, cumbalı bir ev.  Binanın avlusu ve giriş katı cafe olarak hizmet vermekte. Vodina Cafede bu semtte yaşayan kadınların el emeği olan kurabiyeler, mantılar, leziz reçeller satılıyor. Bu güzel mekanda mantı ve pazı sarması tadımı yapacağız.  İlk önce dolmalarımız arz-ı endam ediyor. Üzerine yoğurt ve salçalı sos ile servis edilen pazı dolması gerçekten çok leziz ve göz doldurucu. Arkasından gelen mantıda gayet doyurucuydu. Bu güzel lezzetlerinde tadına baktıktan sonra içilen sıcak bir çay hem içimizi ısıtıyor hem de yediklerimizi hazmettirip, midemizde yer açmaya yardımcı oluyor.






 Son durağımıza gelmiştik gelmesine ama yağmurda tüm gün peşimizi bırakmamıştı. Kimimiz şemsiye satın aldı, kimimiz kafasına poşet geçirdi kimimizde sevgili Nilay Örnek gibi kendini poşete sardı. Sanırım resimler halimizin ne kadar içler acısı olduğunun kanıtıdır.




Hotel Daphnis,  110 yıllık bir Rum evi olup, mimar Defne Keskin tarafından restore edilip, 16 odalı bir butik otele döndürülmüş. Bu güzel otelde, yemek kültürümüzün baş tacı olan Tulumba tatlısını ve çayımızı yudumladık. Bu güzel otelin içinde birde çok güzel mektup var. Bu güzel evin eski sahibi olan Yorgi çok güzel bir o kadarda duygu yüklü mektup kaleme almış. Bu duygu yüklü mektubu isterseniz okuyabiliyorsunuz.





Yağmura rağmen yemekten içmekten kesilmeyip, sabırla turumuzu tamamladık. Size tavsiyem mutlaka ama mutlaka gurmebüsün düzenlediği bu güzel, afiyet dolu turlara katılın. Ben ve eşim bu leziz turdan çok memnun kalarak ayrıldık. Armada-Gurmebüs ekibine çok teşekkür ederiz.



3 yorum:

  1. O günü tekrar yaşadım gibi oldu. Çok keyifli ve lezzetli bir yazı olmuş :) Emeğinize sağlık... Nize güzel birlikte keşiflere :)

    YanıtlaSil
  2. Fotoğraflarla birlikte çok güzel olmuş, ellerinize sağlık.
    Ben de kendi blogumda yazdım gezimizi. Hatta bu yazınıza link de verdim; Gurmebüs ile yağmurlar altında 20.000 fersah
    Daha nicelerine;)

    YanıtlaSil
  3. yazıyı okuduktan sonra bu turu kaçırdığıma pişman oldum,her na kadar anlatımınız beni o güne götürse de tatmak ayrı,artık kendim bir tur organize edip açığı kapatayım :) sevgiler.

    YanıtlaSil

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter