KARADAĞ 3. GÜN

Güneşli bir güne ayaküstü kahvaltı yaparak başladık. Yola koyulmadan önce Maja’nın tavsiyelerini de alarak hadi bakalım dedik. İstikamet Kotor körfezi.  Budva- Kotor arası 30 kilometre olunca, etrafı geze geze Kotor’a vardık.  Şehir merkezinde kısa bir tur attıktan sonra Kotor körfezini turlamaya başladık.  Tepemizde masmavi gökyüzü, sağımızda pırıl pırıl deniz yol aldık. Körfez boyunca sahil şeridinde tek katlı evler ve  evlerinden çıkıp, minik taş iskelelerde denize giren insanlarla doluydu. Bizde gözümüze kestirdiğimiz bir yerde ufak bir deniz molası verip, gezintiye devam ettik. Perast’a geldiğimiz zaman muhteşem bir manzara bizi karşıladı. Biraz fotoğraf molası verip, sessizliğin ve manzaranın keyfini çıkardık.

Körfez boyunca gezerken, yollarda ara ara üzerinde midye resimleri olan tabelalar görünce merakla karşımıza çıkan ilk tabelayı takip ederek, deniz kıyısına indik. Körfez boyunca deniz üzerinde kırmızı dubalar görürseniz, bunlar o kıyı şeridinde midye yetiştiriciliğini yapıldığı anlamına geliyordu. Yetiştirilen midyelerde toplanıp, temizlenip, satılıyordu. Bizde meraklı gözlerle temizlenen midyeleri inceleyip, yolumuza devam ettik.





Körfezi tam tur atmayı planlasakta, açıkçası yol biraz gözümüzde büyüyünce, arabalı feribotla körfezin bir ucundan, tur atmaya başladığımız noktaya geri döndük. Şimdiki istikametimiz öğle yemeği için Maja’nın tavsiyesi olan Restaurant Vino Santoydu. Kotor körfezinden ayrılarak, Tivat yolunu takip ederek körfezin güney kısmında kalan Radovici kasabasına ulaştık. Etrafta pek bir hareket yoktu, kıyı şeridine uzanmış, denize sıfır evler vardı. Etrafa bakına bakına Restaurant Vino Santoyu aramaya başladık. Nihayet restaurant gözümüzün önünde, ben buradayım diyordu. Arabamızı hemen önüne park etmiştik ki, bir kadın çıkageldi. Bir şeyler söylüyor, bağırıp çağırıyor ama ne diyor anlamak mümkün mü? Sonunda anladık ki arabayı buraya park etmeyin deyip duruyordu. Neyse arabamızı park ettik ve restaurant’ a doğru yol aldık. Görünüşü pek bir şeye benzemese de inşallah yemekleri güzeldir diyerek içeri girdik.


Aşağı yukarı on tane ahşap masadan oluşan mekan denize sıfırdı, o yüzden manzara çok güzeldi. İçeri girer girmez nereye otursak diye bakındıysakta, içeri boş olsa da tüm masaların üzerinde rezervasyon notlarını görünce kısa bir şok yaşadık. Nasıl yani? Diyerek, şaşırdık. Bu sessiz sakinlikte burası bulunmaz Hint kumaşı misali dururken, bayağı talep var herhalde diye içlenerek, köşede bir masaya oturduk. İçeride bir biz birde Fransız bir aile vardı. Höpürdeterek önlerindeki midye ve istiridyeleri yemekle meşguldüler. Derken iskeleye, Zodyak bir bot yanaştı. İçinden de bir aile indi. Yavaş yavaş Vino Santo hareketleniyordu. Hatta sonlara doğru yeni evlenen bir çift ve beraberindekiler kutlama yapmak için geldiler.  Etraf hareketleniyordu, sıra midemizi de hareketlendirmeye gelmişti.  Menüyü elimize alır almaz, biz burada pek ekonomik hesap ödeyemeyeceğiz galiba bakışlarına maruz kaldık. Kısacası bir öğle yemeği, mükellef bir akşam yemeğine bedel olacaktı. Napalım, bugünlükte böyle olsun diyerek başladık sipariş vermeye.
Menüde daha çok deniz ürünleri ve balık çeşitleri vardı. Ve seçtiğiniz her yemeğin gramajı da yanında belirtilmişti. Ayrıca çok geniş bir şarap menüsü vardı.
Masaya ilk önce halis muhlis zeytinyağı ve ekmek geldi. Arkasından da sopska salatamız geldi. Üzerine rendelenen bol peynir göz dolduruyordu, üzerine de mis gibi zeytinyağını boca edince, değmeyin tadına valla.

Arkasından ara sıcak olarak özel soslu haşlanmış midye (  dagnje na bijelu i crvenu buzaru) geldi. Harika bir midyeyle karşı karşıyaydık. Midyeler ince kıyılmış sarımsak ve maydanozla karıştırılıp, üzüm sirkesi ve zeytinyağı ile haşlanmıştı. Mükemmel bir tadı vardı. Bir kilo midyeyi afiyetle mideye indirdik. Midyeler bitince suyu bırakılır mı? Sarımsak ve sirke zaten birbiriyle uyumlu ikili olunca, bize de haşlama suyunu kaşıklayarak içmek kaldı.



Güzel bir başlangıcı, lezzetli bir ana yemekle sonlandırmak lazımdı, bizde aynen öyle yaptık. Ana yemek olarak ne zamandır hayalini kurduğum deniz ürünlü makarna söyledim. Eşim de kılıç ızgara söyledi. Yemeklerimiz gelmesini beklerken sürekli garson, masamızı toplamakla meşguldü, sürekli masadaki peçeteler, tabaklar, çatallar değişti durdu. Derken garsonumuz elinde iki adet beyaz önlükle geldi. Bir güzel bu önlükleri bize giydirdi. Önlüklerimizi de bağlamıştık, hadi ama yemekler gelsin derken. Yemekler masadaydı bile. 
Makarnanın görüntüsü de tadı da harikaydı. Spagettinin üzerine kesilmiş kalamarlar, kabuklu midyeler, iri parçalar halinde kesilmiş kılıç balığı lokmaları koyulmuş. Bunların üzerine de taze pişirilmiş domates sosu dökülmüştü. Makarna çok fazla pişirilmeden diri bırakılmış, midye ve domatesin sosu da üzerine eklenince yemede yanında yat olmuştu valla. Tabiî ki makarnanın vazgeçilmezi taze fesleğen dalları da tabağı bir güzel süslemişti.  İlk başta porsiyon gözüme az görünse de, porsiyonu bitirene kadar akla karayı seçtim valla.

Diğer ana yemeğimiz ise ızgara kılıçtı. Görüntüsü güzel olsa da, tat olarak aynı şeyi söyleyemeyeceğim. İri parçalar halinde pişirilmiş kılıç balığının üzerine, yine ızgara edişmiş kabak ve domates parçaları vardı. Görüntüsü tam bir diyet yemeğini çağrıştırıyordu. Kılıç şiş pişirilirken kurutulmamış olsa bile tadı ve eti çok sertti.

 Benim yemekten yana yüzüm gülerken maalesef eşimin pek gülmedi.  Güzel ve keyifli bir yemek sonrası, güzel bir hesapla Vino Santo’dan ayrıldık. Vino Santo, kıyıda köşelerde kalmış olsa bile anladığımız kadarıyla buranın müdavimleri çok. Biz yedik içtik, beğendik. Size de tavsiye ederim.  Vino Santo’da yediğimiz yemeğin bedeli 85 Euro.
Vino Santo’ya veda ederken rotamızda mavi bayraklı plaj olan Plavi Horizonti vardı. Yemeğin üzerine biraz yüzmek iyi gider diye düşündük. Plaj çakıllı olmayıp, alabildiğince kum. Eğer ki dibi kum ve sığ suları seviyorsanız. Burası tam size göre. Şöyle bir plaj hayal edin; her taraf kumsal. Denize adımınızı atar atmaz hiç çakıl, yosun ya da kayalık yok, ne kadar açılırsanız açılın su hep belinizde. Git Allah git hep aynı. Bizim pek fazla hoşumuza gitmedi açıkçası. Eğer ki çocuğunuz varsa burası tam sizlik.
Bizde biraz yüzüp, güneşlenmeyi tercih ettik. Bir güzel uyku molası verdikte diyebilirim aslında.  Bu arada plaj sabah 09:00- 18:00 arası hizmet veriyor. Geniş bir otoparkı var ve ücretli.
Saat 18.00’ e gelirken, plajdan ayrılarak, Stevi Stefan’a döndük. Üzerimizi değiştirip, Budva’ya doğru yola çıktı. Hava daha aydınlıkken ara sokaklara girip, kaybolduk, bol bol fotoğraf çektik. Size de tavsiyem eğer fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, Budva sokaklarında kaybolun, müthiş güzellikleri yakalayın.
Bizde gezdik dolandık, öğle yemeğimizi erken yeyince, midemizde hafiften acıktı. Limanın oradaki Tropico Restoran’ı denmeye karar verdik. Ahşap ağırlıklı, bambu masalarla dolu, daha çok turistik bir mekan. Girişte güzel bayanlar sizi karşılayıp, masanızı gösteriyor. Bize de güzel bir bayan eşlik etti fakat istediğimiz masaya bizi oturtmayınca, sinirler gerilse de sonunda istediğimiz masaya oturmanın verdiği keyifle siparişlerimizi verdik. Menüde balıktan ete kadar her şey mevcut. Pizzaları iştah kabartıcı görününce Frutti di mare pizza, Napolitana pizza birde evyapımı beyaz şarap söyleyerek, gecenin açılışını yaptık.
Fazla beklemeden pizzalar geldi. Hamuru ince açılmış ve taş fırında pişirilmişti. Malzemeden biraz kaçınılmıştı sanki. Midye, çim çim karides, domates sos ve üzerine kaşar koyularak hazırlanan pizza, pek ümit vaat edecek gibi olmasa, doymak için yenilecek cinstendi.

Napolitana pizza ise bol domates sosu üzerine ançüez ve iri yeşil zeytin koyularak hazırlanmıştı. Hamuru ince, tadı gayet güzeldi. Öğle yemeğinde şans benim yüzüme gülerken bu sefer pizzadan ötürü benim değil Napolitana siparişini veren eşimin yüzü gülmüştü.

Ev yapımı beyaz şarap ise mükemmeldi diyebilirim. Tadı ne acıydı ne de tatlı. Gece, yemekte başımıza gelen en güzel şeydi denebilir.

Fruti Di Mare Pizza 8.50 Euro
Napolitana Pizza 7.50 Euro
Vino (beyaz şarap, 0.5lt)  6 Euro
Voda( su) 3 Euro
Bir günü daha güzel bir şekilde noktalamıştık. Yarına Allah kerim diyerek, geceyi noktaladık. Yarın meşhur Hawaii adası programımız var.
Çok yakında blog’da…

0 yorum:

Yorum Gönder

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter