KARADAĞ 4.GÜN

Bugünkü programımızı yemekten ziyade keyifli bol yüzmeli bir gün olması için programladık.  Bugün tüm günümüzü Hawaii adası ( Saint Nikola) turuna ayırdık. Çok methettiler, mutlaka görün dediler, bizde programımızı ada turuna ayırdık. Sabah sıkı bir kahvaltıdan sonra arabamıza atladığımız gibi ver elini Budva. Aracımızı otoparka park edip, limana doğru yürüdük. Hawaii adasına limandan kalkan bir sürü tekne var. Biraz ilerleyip, gözümüze kestirdiğimiz teknelerden fiyat almaya başladık. Fiyat aldığımız ilk tekne iki kişi için gidiş fiyatı olarak 20 Euro dedi. Biraz pazarlık yapmak istesekte nafile. İstediğimiz fiyatı söylemeyince bizde nasılsa bir sürü tekne var mutlaka istediğimiz fiyata bir tekne buluruz diye ilerlemeye başladık. Fakat tekne sahibi bize uyuz olmuştu, arkamızdan diğer teknelere bağırarak bir şeyler söylemeye başladı. Büyük ihtimalle fiyatı düşürmeyin deyip duruyordu. Aklı sıra bizi geri döndürtecekti. Fakat biz azimle yolumuza devam edip, ilerideki başka bir tekneyle 15 Euro’ya anlaştık. Üstelik çevredeki plajları da gezdirmesi bonus oldu.
Teknemize atladığımız gibi çevredeki plajları gezerek bir tur attık. Budva’da bir sürü plaj var. Fakat en fazla ilgi gören plajlar Mogren, Slovenska Plaža ve Becici Plajları. Teknemizle bu plajların yakınından bir tur attık ve meşhur Hawaii adasına doğru yol aldık. Kıyıdan uzaklaştıkça denizin rengi turkuazın bin bir tonuyla gözlerimizin önünde belirmeye başlamıştı. Denizin dibi harika görünüyordu.


Nihayet Saint Nikola’ya ya da diğer bir değişle Hawaii adasına gelmiştik. Burası Budva’ya yaklaşık olarak 1km uzaklıkta ve ada kendi içinde 3 adet plaja sahip. Kumlu olması en güzel yanı, en kötü yanı ise adaya sadece tekneyle gelinebilmesi. Kaptanımıza veda edip, kendimizi karaya attık. Adadaki plajlara bir göz attıktan sonra kendimize bir yer ayarladık.

Burası gerçekten huzur dolu, sessiz bir yer. Denizi ise harika. Berrak ve su sıcaklığı mükemmeldi.  Bugünümüzü böyle bir yerde geçirdiğimiz için akıllılık etmiştik.
Öğle vakti gelipte çatmıştı. Bu kadar denize girmenin sonu olarak midemizde hafiften guruldamaya başlamıştı. Ada da sadece tek bir yer var, yemek yenilebilecek. Bir tek yer olunca, maalesef kalabalık olması ve masa bulmakta zorlanmakta beraberinde geliyor. Bu yüzden en akıllıca olanı, yemekten önce masa ayırtmak yoksa bizim gibi masanın boşalmasını beklemek zorunda kalırsınız.
Neyse ki bekleme faslımız çok fazla sürmedi de, boşalan bir masaya hemen kurulduk.  Menüde çok fazla seçenek yok. Domuz eti tercih etmediğimiz için, tercihimizi köfte, makarna ve salatadan kullandık. Yemek yediğimiz mekan açık havaydı ve ağaçlarla çevriliydi. Yemeklerimiz geldiği vakit, yemek yemek sıkıntılı bir hal almıştı. Arılar, yemeğimizi paylaşmak için tepemizde dolanmaya başlamışlardı. Bir yandan arılarla cebelleş bir yanda da yemek yemeye çalışmak sinir bozucuydu.
Ana yemek olan köftemizin tadı fena değildi. Bir porsiyona 10 adet köfte koyulunca bir de patates kızartması halis muhlis gerçek patatesten yapılınca köfte hoşumuza gitti.



Ben kendi adıma büyük hayallerle siparişini verdiğim deniz mahsüllü makarna, tam anlamıyla fiyaskoydu. Ben hayatımda böyle kötü bir makarna yemedim. Görüntüsünü geçtim, tadı çok kötüydü. Bu da yetmezmiş gibi buz gibiydi. Anlayacağınız aç kaldım. Artık mükellef bir akşam yemeğini hakkettiğimi sanıyorum.

Biraz daha denizin ve güneşin tadını çıkardıktan sonra akşamüstüne doğru ada yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Bizde Budva’ya dönmek için tekne aramaya başlamıştık. Dolmuşa benzer tekneler adadan Budva’ya yolcu taşıyorlardı fakat hareket saatine daha çok vakit olunca, bizde iskelede Budva’ya geçmek için bir tekneyle anlaşan çifte, ücreti paylaşmayı teklif ederek,  Budva’ya geçtik.  Hep akşam güzelliğini gördüğümüz Budva’yı, birazcıkta gün yüzüyle görelim diyerek, sokaklardan dolandık.

Otelimize gitmeden önce akşam yemeği için gitmeyi planladığımız Tri Ribara restaurant’a uğrayıp, rezervasyonumuzu yaptırdık. Buraya mutlaka rezervasyon yaptırmak gerekiyor aksi takdir de yer bulmak biraz zor olabiliyor. Havanın kararmasına yakın üzerimizi değiştirip, istikametimizi Sveti Stefan’a 4 km uzaklıktaki Rafailovici’ye çevirdik. Rafailovici, deniz kenarında bulunan şirin bir yer. Kıyı şeridi boyunca alabildiğince kumsal. Gündüz deniz keyfini çıkartan, gece balık ziyafeti için restaurantlarda soluk alıyor. Burada da otelden ziyade ev kiralama revaçta. Sokakları daracık. O kadar dar ki arabaların yan yana geçmesi biraz zor. Hadi geçtin diyelim bu seferde park yeri bulmak ayrı bir zulüm.  Neyse ki dar sokaklardan da geçtik, arabamızı da park ettik. Şimdi keyif zamanı.

Bize ayrılan masaya kurulduğumuz gibi gün batımı izleyip, ev yapımı beyaz şarabımızı yudumladık.  Güneşi batırdıktan sonra sıra balık siparişini vermeye gelmişti. Restaurant’ın girişinde bulunan buzdolabından istediğiniz balığı seçip, tarttırıyorsunuz. Ve mutfakta pişirilip, afiyetle yiyorsunuz. Bizde balık olarak levreği (sea bass) tercih ettik. 

Neyse ki yemeklerimiz çabuk hazırlanmıştı. Salata olarak karışık salata istesekte. Burada ki karışık salatadan kasıt, söğüş olarak doğranmış domates, salatalık ve ince kıyılmış lahana geldi.

Balığın üzerine dökülmek üzere masalara servis edilen soslar gerçekten çok güzeldi. Kasenin birinde zeytinyağı, diğerin de ise ince kıyılmış maydanoz ve sarımsak karışımı vardı.

Balık öncesi girişi bebek kalamarlarla yaptık. Izgara yapılan kalamarlar tek kelimeyle harikaydı. Balık için aslında çok fazla söylenecek söz yoktu. Izgara yapılan levrek, sulu suluydu. Yanında garnitür olarak haşlanmış patates ve ıspanak sotelenmişti. Her ne kadar patates fazla pişirilip, dağılmış olsa da bol karabiberli tadı harikaydı.  Balığın üzerine biraz zeytinyağı biraz da sarımsak sos dökülünce, offf ki off oldu valla.



Son akşam yemeğimiz az ama özdü. Mezelere gömülmeden, balıkla keyiflenmiştik. Bu keyifli yemek sonunda; balık, salata, kalamar ve 1 şişe beyaz şaraba ödediğimiz ceza 49 Euro.
Yemek sonrası sahil boyunca yürüyüş yaptık. Güzel bir gün daha sona ermişti.  Her güzel şeyin bir sonu vardır ya, bizimde tatilimiz sona ermişti. Artık eve dönüş vaktiydi. Karadağ’da olduğumuz sürece çok keyifli zamanlar geçirip, lezzet tadımları yaptık. Bizden henüz vize istemeyen Karadağ, Hırvatistan gibi ülkelere mutlaka bir gezi düzenleyin derim. Özelikle yazın buralar bir harika, inanın pişman olmayacaksınız.

2 yorum:

  1. Merhaba ;

    Bizim 1 haftada 12 şehri gezip 6 şehirde konakladığımız Karadağ gezimizde gittiğimiz Hawaii adasının sol tarafında ,Budvaya yürüyerek ulaşabilecekmiş hissi veren denize doğru uzayan sığ kıyısı çok etkileyiciydi . Sizlerde Karadağın etkileyici doğası ve yemeklerini çok güzel anlatmışsınız .

    Bize eşsiz Karadağ tatilimizi hatırlattığınız için teşekkür ederiz .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazımı beğendiyseniz, ne mutlu bana:)

      Sil

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter