KALİMERA HALKİDİKİ…


Tatil gibisi var mı? Bir fırsattır keşif için. Gezmek, yeni yerler keşfetmek, yeni insanlarla tanışmak dahası yeni lezzetler tatmak. 2013 yılı resmi tatiller için güzel bir yıl. Ramazan bayramı tatilini, arife ile birleştirince al sana 5 günlük tatil oldu. Böyle güzel bir fırsat değerlendirilmez mi hiç? Bizde gezenyer olarak planımızı yaptık ve istikameti doğru komşumuz Yunanistan, Halkidiki Yarımadasına çevirdik. Haydi, bakalım komşuya bir, iki… Gitmeyen kalmasın.
Gitmeden önce adettendir, biraz araştırma yapmak. Fakat Halkidiki ile ilgili maalesef çok fazla ne yerli ne de yabancı kaynak bulabildim. Artık gidince neyin nasıl olduğunu görüp, öğreneceğiz dedik.


Halkidiki yarımadası üç parmaktan oluşuyor. Birinci parmak Kassandra, ikinci parmak Sithonia ve üçüncü parmakta Pre Athos. Kassandra, Halkidiki’nin en turistik bölgesi, oteller çoğunlukta. Sithonia ise Kassandraya göre daha sessiz ve konaklama olarak otelden ziyade villalarını pansiyona dönüştürüp, oda kiralayanlar çoğunlukta. Sahiller ve koylar bu bölge de daha güzel. Pre Athos bölgesinde ise konaklama yok, manastır olduğu için sadece o bölgeye erkekler girebiliyor. Kadınlara yasak.

Gelelim Halkidiye nasıl gidileceğine. Halkidiki Selaniğe yakın olunca hemen uçak biletinizi alıyorsunuz, Selanikte inip, araba kiralayıp Halkidikiye geçebiliyorsunuz. Yok, ben uçakla değil de arabamla geze geze gideceğim derseniz de, o da olur ama arabayla giderseniz bazı evrakları hazır etmeniz gerekecektir, aksi halde sınırdan sizi salıvermezler. Peki, hangi evraklar lazım diye sorarsanız, sizi turing’in sayfasına yönlendiriyorum.


Bu kadar giriş yeter dimi? Gelelim bizim maceraya. Önümüzde yaklaşık 7 saatlik bir yol olunca, sabah daha horozlar ötmeden atladık arabaya ver elini İpsala sınır kapısı sonrasında Halkidiki dedik. Bu sefer gezenyer ekibine, arkadaşlarımız Yeliz ve Akın çiftini de ekledik, maceraya doğru yelken açtık.

Atladık arabaya sorunsuz bir şekilde İpsala’dan geçtik, tek korkumuz sevgili komşumuz Yunanistan’ın kapısını açmaması, vakti zamanında epey bir beklemişliğimiz vardı. Neyse ki korkulan olmadı da şıp diye geçiverdik. Yunanistan yolları taştan, sen bizi çıkardın baştan diyerekten, kaymak gibi yollarda ilerledik. Kaymak derken gerçekten yollar çok düzgün, otobana 2.40 Euro ödeyerek yolumuza devam ettik. Ve nihayet Halkidiki!

Halkidiki yarımadasının ikinci parmağı olan Sithonia bölgesinde kalacağımız için, ilk işimiz internetten rezervasyon yaptırdığımız Maria Karga Otel’i bulmak oldu. Farkındayım, otelin isminde meymenet yok. Otelimiz ahım şahım değildi zaten ama temizdi en azından. Eşyaları attığımız gibi, ver elini deniz keyfi diyerek yola çıktı. Yaptığım araştırmalar neticesinde, aldığım notlar arasında mutlaka gidip, denize girilmesi gereken plajlarda vardı. Tam yola çıkmıştık ki yolun aşağısında sanki gizlenmiş, az insanın bulunduğu bir koy gördük. Hemen soluğu orada aldık. Rengini nasıl anlatsam bilmiyorum, su o kadar berraktı ki, eşyaları kuma attığımız gibi kendimizi denizde bulduk. Yüzmeye doyamadık desem yeridir herhalde.
 

Bir yandan yüzerken bir yandan da kendi aramızda konuşuyorduk ki, bir bayan bize gülümseyerek, Türk müsünüz? Dedi. Evet deyince özlem dolu sözlerle, ahh İstanbul diyerek konuşmaya başladı.  İsminin Ellie olduğunu öğrendiğimiz Bayan İstanbul’da büyümüş fakat daha sonra Yunanistan’a taşınmış. Biz İstanbul dedikçe nasıl içlendiğini ve özlem duyduğunu anlatamam size. Bir Yunan’ın Türkiye sevgisini yakından görmek gerçekten çok farklı bir duyguymuş.

Deniz üstünde kâh siyasetten bahsettik kâh hayattan. Yeri geldi Yunanistan’dan, yeri geldi Türkiye’den.  Daha çokta gezi olayları deniz üstü muhabbetimiz oldu. Ellie yazın Halkidikide, kışın ise Selanik’te kalıyormuş. Hazır orada oturan birini bulunca, nereye gidelim, ne yapalım sorularımıza cevap bulduk. Tüm günümüzü Latura’da geçirince, biraz etrafı gezme fırsatı da bulduk. Hemen denizin 10 adım gerisinde Latura Studios adında iki katlı villayı keşfedipte, hayran kalınca,  konaklamamızı Maria Karga’dan alıp, Latura Studios’a transfer ettik. Allahtan şansımız yaver gitti, bir de ev sahibi Türk olduğumuzu anlayınca kah Muhteşem Yüzyıl Süleyman dedik kah Kapalıçarşı diyerek odaları kaptık.
Latura hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse, durum şundan ibaret: denizi sığ ve alabildiğine kum dolayısıyla yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler için harika bir koy. Tek dezavantajı şezlong, şemsiye ve yiyecek içecek alacak büfe tarzı bir yerin olmaması. Onun dışında harikaydı. Tüm gün yüzerek, yorgunluk attık. Bir sonra ki programları ayarladık. Güneş batmaya başladığı vakit Latura koyundan izin isteyip, yarın görüşmek üzere ayrıldık.
 
Günü devirip, akşam olunca, akşam yemeği için Ormos Panagias tarafında yemek yemeğe karar verdik. Yemek yenecek yer kısıtlıydı bir tanesi benim daha önceden gidilecekler listeme kaydettiğim Agrogioli diğeri ise Maria Karga Otelin ısrarla gidin hatta bizim otelden geldiğinizi söyleyin diyerek tavsiye ettiği Hristoydu.   Ama nedense bu kadar ısrardan ötürü kıllanmadım değil hani, hı hı diyerek Agrogioli(Akrogiali) restaurant’ın önüne geldik. Zaten iki restaurantta yan yanaydı, şöyle bir göz gezdirdikten sonra bildiğimizden şaşmayıp, Agrogioliyi tercih ettik. İyi ki de etmişiz çünkü diğer taraf gece boyunca sinek avladı desem ne demek istediğim anlaşılır herhalde.
 
Neyse açlığın verdiği tempoyla kendimizi bir an önce masaya attık, ortam harikaydı. Denize nazır kumsalın üstündeki masalar, denizin ve gökyüzünün mavi rengiyle bütünleşmişti.
 
Karnımız acıkmıştı, masayı hemen donatalım dedik.  Herhalde Yunanistan’a gidipte cacık ve greek salata yemeyen yoktur diye düşünüyorum. Bizde kuralı bozmadık ve tabiî ki greek salatamızı söyledik.
Bizim çoban salatanın iri kıyımı desek yalan olmaz herhalde. Domates, soğan, salatalık, biber, zeytin ve büyük bir dilim beyaz peynirle hazırlanan salatanın üzerine de mis gibi zeytinyağı döküldü mü, mis mis…
 
Arkasından gelen sarımsaklı, dereotlu cacığımız ise harikaydı. Burada cacık bizim yaptığımız ya da çoklukla bildiğimiz gibi sulu yapılmıyor. Tam tersine süzme yoğurtla yapılıyor.
 
Mezeler bir bir masaya gelirken, gecenin keyfi olan ev yapımı kırmızı şarapta masadaki yerini aldı. Tadı nasıl derseniz? Ne buruk, ne ekşi hafif bir tadı vardı. Gece boyunca eşlikçimiz olmaya adaydı diyebilirim.
 
Her seferinde mutlaka evde deneyeceğim desem de şuana kadar deneme aşamasına bile varamayan ben, tattığımız bu basit ama lezzetli kabak kızartmasının hastasıyım. Çıtır çıtır, kıtır kıtır bir o kadar da yumuşacık olan kabak kızartması tabiî ki harikaydı.
 
Ve karşımızda ızgara ahtapot. Valla şuana kadar yediğim en kallavi boyutlarda, bir o kadar da lezzetli olan ahtapot buydu diyebilirim. Üzerine dökülen zeytinyağı, ahtapotun sıcaklığıyla hafiften ılıklaşmıştı. Ekmeği bana bana, hooppp mideye gitti ahtapot.
 
 
Ahtapot mu yoksa kalamar mı derseniz? Haksızlık etmeyeyim ama kalamarın yeri pek bir ayrıdır bende. Tabi bahsettiğim İstanbul’da önümüze konulan donmuş kalamardan değil. Bu halis muhlis denizden tazecik avlanmış, altın sarısı yağda kızartılmış bebek kalamar. Ben tabağa bakınca, daha fazla söylenecek bir şey bulamıyorum. Benim için hatta çoğu damak zevkine düşkünler için kalamarların makbulü bacaklı olanıdır. Ama gel gör ki kendi memleketimizde pek bu bacaklara itibar etmezler ve çoğunlukla çöpe gider güzelim bacaklar. Ama burada kalamar dedin mi, bacaklarıyla neyi var neyi yoksa tabakta. Dilerim bir gün bizde de gerekli itibara kavuşur.
 
Yunanistan’a gidenler bilir balık ve türevleri çok zengin olunca, her türlüsü yapılır. Tıka basa yemekte bir yere kadar olunca akşam yemeklerinde ya mezeye yumuluruz ve doyarız ya da az meze ve balıkla tamamlarız yemeği. İşte bu akşam az meze ve balıkla şereflendirdik gecemizi. Balık çeşitleri boldu. Levrek, çipura ve bilmediğim başka çeşit balıkların arasından 1kg 200gr ağırlığındaki mercana göz kırptık. Biraz pazarlık yaparaktan mercanı avladık. Mercanı fileto olarak ayırmışlardı, yanında garnitürü biraz azdı ama balık gerçekten çok lezzetliydi. Her ne kadar resimde sanki parçalanmış gibi görünse de tat olarak 10 numaraydı diyebilirim.
 
 
Ve final sahnesi tabi ki tatlıyla oldu. Baklava, revani beklerken waffle ikram edilmesi bizi biraz şaşırttı açıkçası. Ama balığın üstüne tatlı da iyi gitti hani.
 
Yedik, içtik. Tabii ki bunun birde cezası olmalı di mi? Efendim, yukarıda yediklerimiz ve 2 toprak sürahi kadar, sanırım 500ml olabilir, toplamda 1000ml kadar kırmızı şaraba; bahşiş dahil 4 kişi 115 Euro ödedik. Lezzetli yemekler yanında harika sohbet yanımıza kar kaldı. Yazının devamı çok ama çok yakında…
Halkidiki 2. gün yazısı için tıklayınız.



4 yorum:

  1. Yazının her iki bölümünü de okudum ve bunca Yunanistan tecrübeme rağmen burayı nasıl es geçmişim ve önümüzdeki yaz sezonunda nasıl giderim diye düşünmeye başladım ki, sanırım yazı amacına ulaşmış. Valla bu denizleri bu yemekleri görünce çok kıskandım. Yunanlılar, ellerinde başka hiçbir şey olmadığı için hizmet sektöründe bence tüm Avrupa'da bir numaralar. Rodos'ta kaldığım pis bir otel dışında bunca Yunanistan gezimin hiçbirisinde bir problem, kötü bir hizmet veya umursamaz bir tavırla karşılaşmadım. İşte bu sebeple de 10 milyonluk Yunanistan neredeyse Türkiye kadar turist çekiyor.

    Haldikikididididi ile ilgili olarak; ben soğuk denizleri pek sevmem deniz bu kadar berrak ve mavi görününce Maldiv havası var ama buranın Edremit'ten falan yukarıda olduğunu düşündüğümde içim bir ürperdi. Denizi nasıl soğuk mu ?

    Eren Evren
    www.gezelimgorelimbilelim.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde burayı yeni keşfettik, aslında Halkidiki yarımadası yazımda da bahsettiğim gibi 3 parmak şeklinde. İLK parmak olan Kassandra'da otellerin çokluğu ve daha turistik olduğunu öğrenince rotayı ikinci parmak olan Sithonia çevirdik. Gerçektende iyi etmişiz çünkü buranın denizi ve koyları harika ötesi, suyun rengi her koyda farklı.En önemlisi de ucuz:)
      İnan Evren buranın suyunu harika, bende çok fazla soğuk suyu sevmem fakat burada suyun sıcaklığı normal, deniz sığ olduğu için hemen ısınıyor açıldıkça suyun sıcaklığı buz gibi olmuyor. Yer yer denizin altından kaynak suyu geçtiğini farkettik, o yüzden ara ara su soğusa da bu soğukluk rahatsız edici değil. Kesinlikle tavsiye ederim. Buarada Sithonia kafa dinlemek için ideal, sürekli bir müzik ve eğlence sevenler için uygun değil:)

      Sil
    2. pınar merhaba, bana otel tavsiyesinde bulunabilir misin sithonia da

      Sil
  2. Merhaba Betty Blue
    Sithonia da otel çok çok az var, yazımda da belirttiğim gibi daha çok kendi evlerini pansiyona dönüştüren konaklama imkanları var.Benim kaldığım mekanları zaten yazımda bahsetmiştim. Bunlar dışında tavsiye edeceğim yerler yok maalesef

    YanıtlaSil

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter