İSTANBUL’DA YUNAN ESİNTİLERİ, O MAESTROS


Yunanistan yazı dizisi devam ederken araya bir Yunan mutfağı yazısı iyi gider diye düşünüp, yeni açılmış bir mekana yemek yemeğe gittik, hem Yunan gezimizi yad ettik hem de keyifli bir akşam yemeği yedik.

Nereye gitsek, ne yesek diye düşünürken, Mekanistte gördüğüm paylaşım sayesinde buldum O Maestros’u. Yeni açılmış bir mekan olduğunu da öğrenince de hemen gezenyer’in vazgeçilmez yemek arkadaşları olan Tuğba ve Sertan ile tez vakitte buluşuldu ve istikamet O Maestros denildi.

Arnavutköy iskelesinin karşısında yada daha açık belirtmek gerekirse Ali Baba köftecisini hemen üstünde 3 katlı, beyaz renkli bir binanın merdivenlerinden çıkarak en üst terasa vardık. İstisnasız her katta hoş geldiniz diye karşılandık. Kutu gibi derler ya, gerçekten burası kutu gibi her katta 3 tane masası olan sıcak kendi halinde bir mekandı. Pencereleri, yerleri koyu ahşap olup masa ve sandalyeleri beyaz olunca, bu sıcak mekanda Yunan esintileriyle tamamlanmıştı.

 
Masamız teras katta olunca, boğaz manzarası da harika görünüyordu, bir de bu manzaraya mekan sahipleri Mehmet Can Bey ve Andreas Bey’in sıcak sohbeti ve ilgisi de eklenince keyifli bir gece geçireceğimizin sinyalleri çakmaya başlamıştı. Ne yiyeceğinizi biz söyleyeceğiz, siz merak etmeyin denilince, başladık beklemeye.
O Maestros, çok yeni bir yer aslında. Gerçi yeni derken İstanbul için yeni demek daha uygun çünkü esas yerleri Selanik’te. Türk müşterilerinin isteği ve İstanbul özlemi birleşince, İstanbul’da bir şube açmak kaçınılmaz olmuş. Sahibi Andreas Bey ve eşi Maria Hanım mutfağın her daim başındalar. Maria hanımın belindeki mutfak önlüğünden anladığım kadarıyla mezeler onun elinden çıkıyor. Ve Selanik’teki mezelerin birebir aynısı yapılıyor, zaten malzemelerin çoğu Yunanistan’dan geliyormuş.  Gözlemlediğim kadarıyla gelen müşterilerin çoğu burayı Selanik’ten biliyorlar ve hiçte yabancılık çekmiyorlar. Öyle ki burada sanki bir dostunuza misafirliğe gelmişiniz gibi bir hava var.
Masaya ilk önce kavun geldi, ağzımızın tadı hiç bozulmasın, yemeğe nasıl tatlı başlarsak, tatlı sonlandırırız düşüncesiyle, birer adet kavunu attık ağzımıza.
 
Normal olarak aklımız kavunda değil, mezelerdeydi. Ne de olsa yakın zaman içerisinde Halkidikiden yeni döndüğümüz için, oradaki tadı İstanbul’da da tatmanın heyecanı basmıştı.
Andreas Bey’in tavsiye ettiği ve buranın spesiyali olan pastırma masadaki yerini çoktan almıştı. Pastırma derken bu bildiğimiz pastırmadan değil, mezgit balığından yapılmış bir pastırma. Üzerine gezdirilen zeytinyağı ve yanına konulan kırmızı soğan dilimleriyle harika bir başlangıç olmuştu bizim için. Yumuşacık, ağızda dağılan, lokum gibi bir tadı vardı. Beğenilmeyi hak edecek cinstendi.
 
Salata seçimimizi greek salatadan yana kullandık. Aynı bizim çoban salata denebilirdi.
 
Diğer bir iddialı meze ise favaydı. Çoğu kişi gibi bende favanın bakladan yapıldığını biliriz hatta sanırız dimi? Oysaki favayı masaya koyarlarken bu favanın diğer yerlerdeki favayla aynı olmadığını, ana malzemesinin bakladan değil, Yunanistan’daki Sakız Adasından getirilen fava bitkisinden yapıldığını söylediler. Dolayısıyla %100 bir favayla karşı karşıyaydık. Bakalım tadı nasıldı? Benim bildiğim kadarıyla fava yeşilimsi bir renk olurdu, fakat buradaki fava sarı renkliydi sanki sarımercimeği haşlamışlar gibi. Baklanın o pütürümsü tadı aynı fava bitkisinde de vardı. Üzerine konulan kapari hafif ekşi tadı vererek favayı gayet güzel bir tada ulaştırmıştı. Kızarmış ekmeğin üzerine sürerek yemek pek keyifliydi.
 
Buraya kadar gayet güzel lezzetler tatmıştık, sırada köz patlıcan salatası vardı. Doğruya doğru ben köz patlıcanı rengi kararmamış, limonu kararında kullanılmışını daha çok seviyorum. Burada yediğimiz patlıcan salatası hafif kararmıştı, fena mıydı? Değildi ama aranılan bir lezzet değildi.
 
Sırada O Maestros’un yine özel mezesi olan füme uskuru vardı. Zeytinyağı ile tatlandırılmış füme uskumru, hafif tütsü kokusu ve tadıyla beğenerek yediğimiz bir meze oldu.  Tavsiye ederim.
 
Diğer bir tattığımız meze ise acılı peynir ezmesiydi. Feta peyniri ve acı biberle yapılan meze, kızarmış ekmekle çok güzel yenmişti.
 
Soğuk mezelerden bir geçiş yapmıştık, yavaştan sıcak mezelere giriş yapalım dedik. Heyecanla beklenen lezzet ise ahtapot ızgaraydı. Tadı ve tuzu yerindeydi. Zeytinyağı ve kekikle tatlandırılmıştı ama Yunanistan’da yediğimiz gibi maalesef bütün halde değil, ahtapotun kolları mı desem bacakları mı desem ortadan ikiye kesilip, o şekilde servis edilmişti. Bu da görüntüyü biraz zayıf kılmıştı. Keşke bütün halde servis edilseydi hem damağımız hem gözümüz doyardı.
 
Yunanistan gezi yazılarımda her zaman bahsettiğim üzere, severek yediğimizi diğer bir meze ise kabak kızartmasıydı. Buradaki kabak kızartması da hemen hemen orada yediğimiz kıtırlıktaydı, tek farkı doğranış şekliydi.
 
Gelelim kalamar kızartmaya, tabii ki dondurulmuş değil ve ayaklarıyla birlikte kızartılmıştı. Fazla kızartılıp, kıtır kıtır olmuş olsa da, tadı yerindeydi. En azından donmuş ithal kalamar değildi.
Ve O Maestros’un yıldızlı ara sıcaklarından bir diğeri ise kalamar dolmaydı. Sıcak sıcak servis edilen dolma, kalamarın üst kısmında şeritler halinde kesilerek masadaki yerini aldı. İçine beyaz peynir, kırmızıbiber ve yeşilbiber konulmuştu. Üzerine de kekik serpilmiş.
 
Karnımız yavaş yavaş doymuştu, ana yemek olarak söylediğimiz levrek buğulamayı beklerken etrafımızda şenlenmeye başlamıştı. Cuma akşamları canlı müzik sayesinde keyifli bir gece geçiriyorduk. canlı müzik dediysem de sakın gözünüzde bir orkestra canlanmasın. Masaları tek tek gezen ve buzuki çalan kendi çapında bir orkestraydı bu.   Hemen yan masamızda kırık Türkçeleriyle konuşup, yemek yiyen çiftin yanına, buzukisini alıp oturan müzisyen, başladı çalmaya.
Yan masadan gelen Rumca müzikler eşliğinde, levrek buğulamamızda masaya gelmişti. Ortadan ikiye kesilen levrek, patates, havuç, maydanoz ve karabiberle tatlandırılarak pişirilmişti. Levrek pamuk gibiydi. Açıkçası masadakiler olarak daha farklı bir sunum beklediğimizden olsa gerek, biraz hayal kırıklığına uğradık desem yalan olmaz herhalde. En azından daha geniş bir tepside servis edilebilirdi ve balık fileto olarak da kesilebilirdi. Çünkü dört kişi olunca balığı paylaşmakta biraz zorluk çektik diyebilirim. Sunumu dikkate almazsak, balık harikaydı.
 
Ana yemeği de bitirdikten sonra sırada tatlılar vardı. Ortaya klasik mevsim meyvelerinden hazırlanan meyve tabağı ve irmik helvası getirildi.
 
 
Tatlılarımızı da yemiştik ki, yan masaya bir tabak dolusu kabuklu midye ve jumbo karides getirildi. Artık bizim nasıl ilgimizi çekip baktıysak
Yan masadaki bey: ’Lütfen sizlere de ikram edeyim, tadın bakalım beğenecek misiniz’ dedi? ‘ tabi biz kibarlık yaparak
 ‘Yok, çok teşekkür ederiz, tatlılarımızı da yedik, size afiyet olsun’ cümleleri ağzımızdan dökülü verdi. Ama misafirperverlik mi diyeyim, ne diyeyim bilmiyorum, masadaki Bey, ısrarla
‘Hayır, madem buraya geldiniz, bizim bu lezzeti de tadın lütfen, hem bunlar jumbo karides’
Deyince masanın gezenyer’i olarak, ben kibarlık yapıp bir tane jumbo karidesi kendi tabağıma transfer ettim. Güzel bir şekilde pişirilmiş karides ne kadar kötü olabilirdi ki? Bir dahaki bu gidişimiz de bu güzellikten de yenilecek diye aklıma not ettim.
 
Lezzetli yemekler, keyifli sohbet ve güzel bir müzikle birleşince; güzel bir akşam geçirmiştik. Sizde güzel bir akşam geçirmek isterseniz, istikametiniz O Maestros olsun. Bu yediklerimizin karşılığı olarak dört kişi alkol hariç 250TL ödedik. Gitmeyi düşünenlere şimdiden afiyet şeker olsun.
 
Adres: Arnavutköy 1. Cad. No: 73 Arnavutköy, Beşiktaş
Telefon: 0212 287 4961

0 yorum:

Yorum Gönder

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter