Hayaller Güzel Bir Yemek, Gerçekler Gaziantep Sahan!

Hatırlıyorum da takvimler 2011 yılını gösterdiği vakit, ilk Gaziantep lezzet gezimi yapmıştım, ondan sonrasını takip eden yıllar da her sene gittim. Ve her gidişimde yöre insanının ilgisine, misafirperverliğine, açık elliliğine alkış tuttum. Ve bu yıl da nisan ayında alışkanlık değişmedi, Gaziantep’in yolunu tuttum.
Bir günlük seyahat olması demek; vakti güzel kullanmak gerektiğinin ilk kuralı oldu. Gaziantep’e ilk gidişimde Şirehan’ın içindeki Sahan'a gitmiştim ve bazı yemekleri başarılı bulmasam da, tattığım kebapları beğenmiştim. Tabi o vakit takvimler 2011 yılını gösteriyordu. Acaba o zamandan bu zamana neler olmuştu diyerek bu sefer de dönüş günü son yemeğimizi yemek üzere başımıza gelecekleri bilmeden Sahan'ın yolunu tuttuk. Aşağı da okuyacağınız tüm şeyler gerçek ve yaşanmış bir hikayeden oluşmaktadır sevgili okuyucu. Bizzat deneyimleyerek lezzet şehri Gaziantep’te nasıl aç kalıp, müşteri nasıl memnun edilmezin ve sinirlerimizin nasıl gerildiğine dair bir yazı okuyacaksınız. Ve eminim sizler de okudukça şaşıracaksınız. 
Dışarıda hava mis gibi, ilkbahar çoktan gelmiş Gaziantep’e. Sıcak mı sıcak, üstümüzdeki fazlalıkları atmışız, Gaziantep sokaklarında geziyoruz. Son yemek molamız, istikamet Şirehanın içindeki  meşhur Sahan. İstanbuldaki şubelerinden tanıyoruz ama derler ya taş yerinde ağarır misali, bir de burada yiyelim. Ne de olsa Antep’in havası, suyu farklı dimi?
Arabayı parkedip, kapıya doğru yönelirken, otopark görevlisinin ‘ bugün içeride dizi çekimi var, bir dakika bekleyin ben bir sorayım, bugün kapalı olabiliriz demesiyle duraksadık’ İçeride çekim var cümlesini daha sonra o kadar çok duyacaktık ki, bu cümleden habersiz, beklemeye başladık. Bu gayet normal, çekim varsa kapalı olabilirler ve müşterilerini ağırlamak istemeye bilirler. Sonuçta iyi hizmet veremeyeceklerini düşünmekte haklılar diyerek kapıda bekleyemeye başladık. Heyhat, içerideki yetkililerden izin çıktı ve bizi kabul ettiler. Biz o sevinçle Sahan'ın giriş kapısına yönelirken 'lütfen buradan, diyerek başka kapıya yönlendirildik ve Sahan'ın meyhane olarak hizmet verdiği bölüme alındık. Etrafta bizden başka kimse yoktu, sanırsın koca Sahan'ı kapattık. Masamıza yerleştiğimiz vakit, menünün gelmesini bekledik ki bu her restaurantta yemek öncesi başımıza gelebilecek en doğal şeydir, menüye bakıp sipariş vermek. Derken garson ne verelim sizlere diye sormasıyla, menüye baksak cevabımız peşi sıra geldi. Ama o da ne? Maalesef, içeride çekim var, menü getiremeyeceğim, ama başlangıç olarak yuvalama tavsiye ederim demesiyle, nutkumuzun ilk tutulmasını yaşadık. Evet, anladığınız üzere açılışı yuvalama ile yaptık. Ezelden beri severim yuvalamayı, gayet lezzetliydi eti biraz az olsa da güzeldi. 


Sonrasında içli köfte ve birer lahmacun söyleme gafletinde bulunduk. İçli köfte getirebilirim ama maalesef lahmacun yok denmesiyle, bunun şaka olduğunu sanan ben, fırının bakımdan dolayı kapalı olduğu gerçeği ile yüzleştim. Kırk yıl düşünsem fırının bakımda olacağı aklıma gelmezdi ya, hadi neyse. Tek fırın var herhalde.


Ara sıcakları bir çırpıda atlarken kendimizi garsonun ana yemek siparişlerini alırken bulduk.  Ana yemek olarak kebap istedik. Şöyle fıstıklı bir kebap iyi gider diye düşündük ama yokmuş. Olsun fıstıklı kebap yoksa şansımızı mevsimlik kebaplardan yana kullanalım. Çarşı da gezerken bir sürü dükkanın camında ‘keme vardır’ yazısı bana kemenin tam mevsimi olduğunu hatırlattı.  Mesela tam mevsimi olan keme kebabı var değil mi? Diye sorduğum da aldığım cevap mevsimi ama Suriye'de malum savaş var, keme bulmakta zorlanıyoruz oldu iyi mi? İstanbul'da daha geçen hafta keme kebabı yiyen ben, burada yiyememe şaşkınlığını yaşadım.
Keme hayali başka bahara kalınca, garsonumuz size güzel bir Ali Nazik ve küşneme getireyim demesiyle, bu duruma da razı olduk. Başladık beklemeye, bu bekleme sırasında bizle ilgilenen garsonlar sürekli değişmeye başlamıştı ve bir gelip, bir gidiyorlardı. Kendi servisimizi yapmak bize düşmüştü ki, yemeğimize eşlik eden alkollü içeceğimizi, masadan kalkıp kendimiz dökmeye kadar gitmişti bu iş! Derken bir anda masamızın yanında bir adam belirdi ve bize sessiz konuşur musunuz, içeride çekim var demesiyle sabrımız daha da sınanmıştı. Kaldı ki çekim yapılan yerle, bizim oturduğunuz yer arasında taş duvarlar ve kapalı bir kapı vardı. Biz ne oluyor demeye kalmadan Ali Naziklerimiz gelmişti. Ama o da ne? Görüntü var, iş yok cinsindendi. Öncelikle ben bu zamana kadar Ali Naziğin yoğurt ve köz patlıcanın karıştırılıp, üzerine tercihe göre kuşbaşı et yada kıyma ile yapıldığına şahit olmuşumdur, en fazla üzerine de yağ gezdirilip servis edilir. Fakat burada gelen tabakta Ali Naziğin yanına garnitür olarak ince kıyım pul biberli kuru soğanda konulmuştu. Hani kebapların yanına köz domates, biber, soğan konulur da Ali Nazikte ilk defa şahit oldum.Bir ikincisi Ali Nazik sıcak sıcak yenilir dimi? İlk defa hayatımda böyle soğuk bir  Ali Nazik gördüm. Bu niye soğuk diye sorduğumuzda da? Cevap: içeride çekim var oldu. Peki biraz lavaş alabilir miyiz? Lavaş yok, fırın bozuk! Gerçekten yaşadıklarımız şaka gibiydi. 


Daha biz Ali Nazikleri bitirmemiştik ki zaten yiyemedik, küşneme masaya teşrif etmişti. Közlenmiş soğan, biber, patlıcan ve kırmızıbiberin üzerine küşnemeyi nazarlık misali kondurmuşlardı. Lokum gibi, kendinden yumuşak olan güzelim küşneme resmen katledilmişti. Et kurumuş ve dahası buz gibiydi. Herhalde kuzu bonfileyi bu hale getirmek için çok çaba sarfetilmişti.


Zaten bardağı taşıran son damla bu oldu. Madem hizmet veremeyecektiniz ne diye bizi buyur ettiniz? Diyerek bütün sinirler gerildi. Böyle bir olay karşısında, karşınızda yetkili bir muhatap bulmak en doğal hakkımız dimi? Yok, burada bırakın muhatabı, yetkili garson bile bulamadık. Ve o sinirle hesabı getirmelerini, bu sekilde bir hizmeti hakketmediğimizi söyleyip, resmen paramızla rezil olduk. İşin tuhaf yanı hesap geldiğinde, garson 'kusura bakmayın çekimden dolayı, sistemde sorun var ama neler yazdığımıza bakabilirsiniz fatura yok deyip masaya adisyon defterini bıraktı. Gördüğümüz muamele, soğuk, tatsız yemekler, sıfır hizmet karşılığında gelen hesap karşısında doğal olarak şaşkınlık ve sinir seviyemiz aynı oranda artış göstermişti ve acil yetkili birini çağırmalarını istedik. İşin acı tarafı Sahan gibi bir müessesede bir tane bile yetkili yanımıza teşrif etmedi. Biz yetkilinin gelmesini beklerken, garson elinde adisyon hesabıyla tekrar geldi ve ne dese beğenirsiniz ‘hesabın ne kadarını ödemek isterseniz, ödeyebilirsiniz, size bırakıyoruz demez mi? Ben ömrümde böyle bir tuhaflık görmedim. Lezzet dolu bir yemek yiyeceğimizi düşünürken , başımıza gelenlere bak. Evet, bir müessesenin yemekleri lezzetli olmaya bilir, türlü aksilikler çıkabilir ama karşısında bir muhatabın olmaması, hizmet yoksunluğunun hissedilir olmasını ve dahası Sahan gibi bir markada bunların yaşanması çok kötü. Bir daha Sahan mı? Aman, yok ben almayayım. Alana da mani olmayayım derim. 





8 yorum:

  1. Hayallah! Büyük talihsizlik olmuş :( Ben de cuma günü Antep'te olacağım. Listeden Sahan'ı çıkarıyorum!

    YanıtlaSil
  2. Okumanızı tavsiye ederim :)
    http://tuncerc.blogspot.com.tr/2014/09/gaziantep-i-bolum.html
    http://tuncerc.blogspot.com.tr/2014/10/gaziantep-ii-bolum.html

    Özellikle 2. bölümdeki Aşina Restaurant bölümünü..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Tuncer
      Yazını okudum, kalemine sağlık. Aşina benim çok sevdiğim bir mekan. Antep mutfağının güzel yemeklerini sunuyorlar. Bazen aksilikler yaşıyoruz ama bu da hayatın tuzu biberi diyelim.

      Sil
  3. merhaba;
    tek merak ettiğim şu; neden bu ısrar orada yemek yemek için? ilk çkim var ikinci o yok bu yok, tavrında kalkardım ben olsam. bye bye derdim, hakikaten bu ısrar neden?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Handan
      Tabi ki zor bir soru değil, bu aralar biraz yoğundum ondan cevabımı geciktirdim. Yemek için ısrardan ziyade o mekana grup halinde gittik ve grubumuzda orada yemek yemek isteyen kişiler olunca, onların ısrarı karşısında sessizliğimi korudum diyelim. Yoksa bana kalsa bir gittiğim yere ikinci kere gitmek pek tercihim değildir. Sevgiler

      Sil
  4. :) aklıma geldikçe gelip bakıyorum; ısrar neden sorusu ne kadar zor yanıtlanabilir bir soruymuş demek ki diye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelen yorumların hepsi benim için değerli, eninde sonunda cevap veririm:) Sevgiler

      Sil
  5. Pınar merhaba :)
    Seneler sonra bugün yeniden Aşina yazıma bakarken senin yorumuna rastladım. Gülümsedim :) Sonra yeniden blogunu gezmek geldi içimden. Kötü bir blog okuyucusuyum son üç senedir. (Tez yazıyorum, bitecek inşallah! :))) )
    Senin, o ilk geziden sonra her sene tekrar Antep'e gittiğini okudum. Merakla, tekrar Aşina'ya gitmiş misindir diye bakındım. Gitmemişsin. Sonra bir başka blog yazarının yorumunda 2014 Aşina'sının hala bozulmamış olduğunu öğrendim. Çok mutlu oldum. Tekrar fırsat bulamadık Antep'i ziyarete. Son iki senedir de açıkçası cesaretimiz kırıldı Güneydoğu için... Ayıp, ama gerçek... Şimdi fark ettim ki Aşina'nın yemeklerini çok özlemişim :) Hala sık sık akşamüstleri bir de Tahmis düşer aklıma :)
    Sahan konusuna gelince. Eskiden en çok Suadiye Sahan'a giderdik. Sonra biz Sabiha Gökçen'e yakın bir yere taşındık. Ve Geçen sene semtimize bir rezidansın altına Sahan açıldı. Açıldıklarında fecahattiler :))) Servis kötü, ürünler kötü... Bu sene biraz daha doğrultmuşlar bellerini neyse ki... Çok şube demek, genellikle giderek bozulan kalite deme oluyor memlekette ne yazık ki... Ciddi kötü bir tecrübe yaşamışsınız, geçmiş olsun diyeyim. (Gerçi üstünden zaman geçmiş epey, ama kötü yemek akılda fena kalıyor!)
    Tekrar okumak hoşuma gitti. Tez yazımında son üç ayımdayım. Sanırım bundan sonra daha sık blog okuyabileceğim :)
    Yeniden görüşmek üzere!
    Sevgiler...

    YanıtlaSil

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter