Lezzet Diyarına Yolculuk, Gaziantep

Dikkat dikkat bu yazı aşırı doz da yeme içme içermektedir. Peşin peşin söyleyeyim de sonradan vay efendim neler geldi başımıza denmesin.
Bir fincan kahvenin 40 yıl hatrı vardır demişler, doğru demişler. Gaziantep gezisi öncesinde bir kahve bile içmediğim, sadece sosyal medya üzerinden tanıştığım Elif’in ‘’Haydi İnstagaziantep buluşması yapıyoruz, sen de bize katılmak ister misin? ‘’ demesiyle kimimizin  İstanbul’dan, kimimizin Ankara’dan geldiği bir grup arkadaş Gaziantep buluşmasını gerçekleştirdik. Ve sonrasında da 40 yıl hatrı olacak bir kahvenin dostluğunu kurduk.

Sabahın erken saatlerinde yağmurlu İstanbul’a veda ederek Gaziantep semalarına doğru yol aldım. Havaalanına iner inmez, sevgili Aydın’ın beni karşılamasıyla Gaziantep turumun ilk ayağı başlamış oldu. ‘’ Nereye götüreyim seni Pınar? Katmer mi? Beyran mı? dedi ve kendimizi Metanet’te beyranlarımızı içerken bulduk. Gaziantep lezzet turuna çıkmış olanlar bilirler, burada beyran dendi mi akla ilk gelen Metanettir. Sabahın erken saatlerinde hiçte azımsanmayacak bir kalabalıkla dükkanın kapılarını açarlar.  Biz de adettendir dedik ve sabahın erken saatlerinde burada soluğu aldık. İçerisi o kadar kalabalıktı ki, kendimize zor yer bulduk desem yeridir herhalde.



Afiyetle içtik beyranlarımızı ve sonrasında da istikametimizi tatlı yiyelim tatlı konuşalım demek adına Elmacı Pazarındaki  Güllüoğluna çevirdik. Allahım, allahım bir baklava yedim ki anlayan,tadan beri gelsin dostlar. İsmi Mihrimah, fazla söze gerek yok, resim herşeyi anlatıyor zaten. Sizin üzerinize düşen tek görev, istikametinizi Güllüoğluna çevirmek ve tatlı düşlere doğru yola çıkmak olsun. 


Sabah kalorisini fazlasıyla almanın vicdan azabıyla, haydi bakalım biraz hanları, çarşıları gezme vaktidir diyerek tabanvaya kuvvet kendimi sokaklara vurdum. Biraz alışveriş, çokça fotoğraf çekimi derken zaman nasıl geçti anlamadım. Her sokağı ayrı güzel, her tezgah ayrı bir el emeği. Misafirperverlik mi? fazlasıyla var. İnanın hangi esnafa günaydın desem ‘buyur bir kahvemizi için’ dendiğini hatırlıyorum. İnsanların bu sıcakkanlılığını seviyorum.





Dere tepe misali gezdikten sonra, bir sonra ki durak ise sebebi ziyaretimiz olan İnstagaziantep grubunun birbirine kavuşmasıydı ki mekan olarak Baklavacı Çelebioğullarında karar kılınmıştı. İçeri girer girmez, mis gibi baklava kokuları eşliğinde tanışma faslı ve sanki kırk yıldır birbirimizi tanıyormuşçasına muhabbet…
Konuş konuş nereye kadar değil mi? Biraz da ağzımız tatlansın hem tatlı yiyelim, tatlı konuşalım diyerek baklava tabaklarının hakkını vermek lazımdır dedim ve içi çeşit çeşit baklava dolu tabaklara yumuldum. Sanırsam özel kare her baklavacının menüsünde yer alıyor ki burada da karşımıza en lezzetli haliyle çıktı. Ve benim en sevdiğim şöbiyet, içi bol bol antepfıstığı dolu, antepfıstığına doymak böyle birşey sanırsam. Gerçi yaprak şöbiyetin de hakkını yememek lazım. 



Kah sohbet kah tatlı derken, bir ara kendimi baklava tezgahının arkasında buldum. Baktım usta, almış eline tepsiyi, bülbül yuvasına toz antepfıstığını serpiyor. Önce bu an’ı ölümsüzleştirdim sonradan da tadına baktım. Görüntüsü hafif gibi dursa da, doğruyu söylemek gerekirse pek fazla beğenmedim, ben daha çok tatlı yedikten sonra şerbet tadını, şeker tadını almak isterim fakat bülbül yuvasını yedikten sonra damağım da yoğun bir yağ tadı kaldı ve bu tat pek hoşuma gitmedi. 


Bu kadar tatlı yeme sonrası, arabalarımıza atladığımız gibi soluğu Tarihi Gümrük Han’da aldık. Burası yaşayan bir müze misali. İçeri girer girmez mis gibi bir kahve kokusu ve Gaziantep el sanatlarının en güzel örneklerinin satıldığı minik dükkanlar bizi karşıladı. Hemen açık havadaki avluya oturup, kahve siparişlerimizi verdik. Seddar Bey kahvesi fazlasıyla ün yapmış, bildiğimiz kahve ama görüntü itibarıyla fincanın bir tarafı açık renk, bir tarafı koyu. Bu iş nasıl oluyor diye mutfağa girsem de maalesef kopya yok. Tek öğrenebildiğim Brezilya çekirdeğinin makina da işlem görmeden, bizzat el yordamıyla dibekte dövülmesiyle oluşturuluyor. Dövülen kahve çekirdekleri, su, ve şeker ile karıştırılarak çok fazla harlı ateşte pişiriliyor. Ve sonrasında da bu görüntü ortaya çıkıyor. Tat olarak Türk kahvesi ve yoğun telve tadı damakta kalıyor.


Kahvemi içtikten sonra han’ın içindeki minik dükkanlara göz attım ve Gaziantep için önem arzeden kutnu kumaşlarından yapılmış fular ve şallara baktım. Gaziantepten baklava yerine alternatif hediye düşünürseniz mutlaka kutnu kumaşından yapılmış fularlara göz atmanızı tavsiye ederim, zira hem bu el sanatının yaşamasına ve devam etmesine yardımcı olmuş olursunuz hem de kalıcı bir hediye almış olursunuz. 


Peki akşam ne mi yaptık? Bu kadar yemenin sonucunda tabi ki yine akşam yemeğinde ne yapsak planlarını yaptık. Güzel bir çilingir sofrası kurulsun, biraz sohbet, biraz demlenme olsun dedik ve Akınal Gar Lokantasında soluğu aldık.


Efendim, buraya Gaziantep Gar’ın içinde yer alan bir meyhane diyebiliriz. Bildiğim kadarıyla meze ve alkol servisi yapan nadir yerlerden biri. Mezeye doymak istiyorum diyenleri buraya alalım lütfen. Aslında bildiğimiz meze çeşitleri vardı mesela Rus salatası, zeytinyağlı barbunya, kızartılmış karnabahar, kızartma gibi ama benim severek tattığım ve vay be dediğim bir humus vardı ki gerçekten sıcak sıcak, dumanı üstünde masaya geldi ve anında silinip, süpürüldü. 


Bir diğeri ise patlıcan kızartmaydı ki üzerine konulmuş peynirli harçla birlikte kızartılınca yemede yat tadındaydı.


Ana yemek olarak midemizi Semih’e teslim ettik ve onun tercihi  olan saç kavurma yedik. Gerçi ben etten çok kırmızı biber yedim ama olsun ( Sen anladın, Semih)


Ve finali tatlı ile yaptık. Tatlı dediğim aslında meyve. Trabzon hurması yada diğer adıyla cennet meyvesini bilirsiniz, şahsen ben pek tadını sevmem yani önceden. Tadı buruk gelir. Fakat parçalara kesilmiş trabzon hurmasının üzerine tahin, pekmez, kuru üzüm, susam konulmuş ve ortaya muazzam bir şey çıkmıştı. Burada yedikten sonra trabzon hurmasıyla bayağı bir ciddi düşünmeye başladım açıkçası. Neymiş o zaman? hiçbir zaman önyargılı olmamak gerekirmiş. 


Son olarak şunu demeliyim ki, buraya gelirken meze cennetine düşüceğim hayallerine kapılmamanızı tavsiye ederim. Evet, meze çeşitleri var ama değişik bir şeyler yok. Demlenip, biraz sohbet ve birşeyler atıştırmak için ideal. Ana yemek olarak kebap çeşitlerini tatmadığım için birşey diyemiyorum, dolayısıyla bir fikir veremeyeceğim. Akşam yemeğini çakır keyif bitirince, Safir Hotel’e yerleşip, güzel bir uyku çektik. 


Sabahleyin hepimiz zımba gibi uyandık.İlk gün kahvaltımı beyranla yapınca bir sonraki gün kendimi Ünal Beyran ve Katmer Restaurantında buldum. İçerisi hınca hınç dolu, rezervasyon kesinlikle şart. Kahvaltınız bitince, biraz keyif yapıyım derseniz size doğru yönelen ‘’Haydi kalk artıkta, biz oturalım’’ bakışlarıyla karşılaşmanız muhtemel. Personel o kadar hızlı ki masaları bir anda doldurup, boşaltıyorlar. Biz masaya yerleşir yerleşmez hemen masamız donatıldı. Klasik kahvaltı çeşitleri yanında yöresel Antep peyniri, reçel çeşitleri, taze yeşil zeytin, bal ve kaymakla açılışı yaptık. 


Ben fazla doymamak adına beyran içmesem de, sıcak sıcak gelen pidenin arasına bal,kaymağı doldurdum ve üzerinize afiyet yedim. 



Masaya gelen sucuktan bahsetmemek olmaz dimi? Kesinlikle fabrikasyon değil. Sucuk gibi sucuk. 


Çaylar içildi, sohbet desen harika olunca sıra katmere geldi. Buralara kadar gelmişim  katmer yemez miyim? Yerim arkadaş, yerim. Katmer masaya geldiğin de derin bir sessizlik hasıl oldu, sonrası mı? Sanırsam fotoğraf herşeyi açıklıyor.


Sıkı bir kahvaltı sonrası kendimizi sokaklara vurduk, gezmek bahane, katmeri eritmek şahane. Bol bol fotoğraf çektik ve istek üzerine Papirüs Cafeye gittik. Çaylarımızı yudumladıktan sonra fotoğraf çekmekten bir hal oldum diyebilirim. Kıssadan hisse çay bahane, fotoğraf çekmek şahane. Daha önce gitmediyseniz kesinlikle gidin derim.



Gaziantep’te son durağımız ise olmazsa olmazlardan, gidilmezse büyük kayıp olacak bir mekandayız. Tahmis Kahvesi. Her Gaziantep gezimde mutlaka uğrarım. Bu seferde es geçmedik ve kızlarla Tahmis kahvesinde menengiç kahvesi ve zahter çaylarımızı yudumladık.


Her sene mutlaka gitmeye çalışırım Gaziantep’e, havasından mıdır, suyundan mıdır, insanlarından mıdır? bilmiyorum ama ben burayı çok seviyorum. Bu sefer ki gezimin amacı yemekten ziyade yeni dostluklardı. Öncelikle bu güzel gezi organizasyonunun baş mimarı Elif, ilk teşekkür sana, iyi ki gel dedin, iyi ki tanıştık, renkli kişiliğin işine daha çok yansısın. 
Fotoğraf çekimleriyle benim yüzümü güldüren, sabırla fotoğraflarımı çeken Antepian yani Semih, yaşamın hep fotoğraf karelerindeki gibi güzel olsun. 
Bizi Safir Hotel’de misafir eden Turgut Bey, herşey için teşekkür ederim, sayenizde nerede kalalım telaşını yaşamadık.
Murat, Neslihan, Kerem, Merve, Gökçe, Neriman, Canan, Adem,Tarık iyi ki tanıştık ve güzel vakit geçirdik. Arkadaşlığınız için, samimiyetiniz için teşekkür ederim. 
Yıllardır sosyal medya üzerinden tanıdığım, bu gezi de tanışmayı çok istediğim ama son dakika işi çıktığı için gelemeyen meşhur ikicırtıkhanek hesabının sahibi Ayhan abi, seninle tanışmadık ama şuanki duruma bakarsak tanışmış kadar olduk. Sabırla bana Antep şivesini öğretmeni umuyorum, yetenek görüyor musun abi? 
Ve son teşekkürüm de Aydın’a gelsin. Söyleyecek çok şey var aslında ama sen benim neler demek istediğimi tahmin edersin. Her işte bir hayır vardır derler ya, işte böyle başlayan bir arkadaşlık bizimkisi, kayıpların yerini kazanımların aldığı. Samimiyetin için, misafirperverliğin için, muhabbetin için teşekkür ederim. Daha çok kurulacak sofralarımız olur inşallah.
Güzel, keyifli, lezzetli bir gezinin daha sonuna geldik. İstanbul’a dönerken, iyi ki gittim ve iyi ki bu kadar çok arkadaş kazandım cümleleri aklımda dolandı durdu. Şimdi darısı İstanbul buluşmasının başına olsun.


2 yorum:

  1. Güzel dileğiniz için çok teşekkür ederim. Muhteşem oldu gerçekten "InstaGaziantep" buluşması... Bence katılımcıları arttırarak devam edelim! Yeni fotoğraf karelerinde buluşmak dileğiyle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Semih, benim de çok fazla keyif aldığım bir buluşma oldu. Bence de devam edelim:)

      Sil

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter