Kalbim Bosna’da Kaldı…

Uzun zamandır gitmek istediğim bir ülkeydi ama hep yakın diye belki de ulaşımı daha kolay diye bugün, yarın diye ertelediğim ülkelerden biriydi Saraybosna. Ama vakit geldi mi, evde durmak ne çare. Evet, hazırsanız, bavulları kapının önüne koyuverin, gidiyoruz.
Aslına bakarsanız Balkanlar için en güzel, en rahat gezilebilir zaman bahar ayları. Sıcaklık bakımından yanıp tutuşmamak için ideal. Fakat yaz mevsiminde gelirseniz de hem vaktiniz varsa Karadağ, Budvaya geçmek bir deniz havası almak ideal olabilir. 
Haydi gelin bakalım yolculuğumuz başlasın. Öncelikle buraya geleceklere ufak bir tavsiye. Buraya gelmeden önce bir kaç kilo vermeye bakın lakin Boşnak börekleri adamı fena yapıyor. Ye Allah ye, tutana, bıkana aşkolsun.
Thy’nin son seferiyle Saraybosnaya ayak basıyorum. Uçakta ikram edilen sandviç’e kim bakar canım diyerek midem boş, kafamda Boşnak böreği kendimi uçaktan attığım gibi hemen havaalanın çıkış kapısı önünde bulunan taksiye binip 15 Euro karşılığında daha önceden booking.com’dan ayarladığım otel’de soluğu alıyorum. Bavulu fırlattığım gibi hemen en yakın fırından bir parça patatesli, bir parça kıymalı böreği paket alıp, mideye indirmenin mutluluğuyla uykuya dalıyorum. Bu gezi boyunca sürekli kendime sorduğum soru “ Acaba bu zamana kadar ben börek diye ne yemişim?”



SARAYBOSNA’DA NERELERİ GEZDİM?

Sarajevo ufak bir yer, yani yaya olarak heryere rahatlıkla ulaşmanız mümkün. Tabanvay’a kuvvet, etrafa baka baka, bol bol fotoğraf çeke çeke gezmek güzel. Bu şekilde yerel halkın içine karışmak mümkün. Gezerken savaşın izlerini her an hissedebiliyorsunuz. Binaların üzerindeki delikler size hep savaşı hatırlatmaya mahkum.


Sonsuzluk Ateşi, Ferhadija (Ferhadiye) caddesinin hemen başında yer alıyor. Bu anıt 2. Dünya Savaşında ölen Saraybosnalı asker ve sivillerin anısına yapılmış. Yanan ateş sönmeden sürekli yanıyor. Kışın yanından geçerken ısınmak güzelde, yazın fena. Ufak bir fotoğraf molası verebilirsiniz. Aman fotoğraf çekilirken yanmayın. 


Ferhadija Caddesi boyunca sağlı sollu dizilmiş mağazaları takip ederek karşımıza Gallery 11/07/95 çıkıyor ki burayı asla es geçmiyorum. Burası Srebenitsa Katliamını tüm çıplaklığıyla gerek video gerekse fotoğraflarla sergiliyor. Derin bir hüzün, kalbimde bir acı, aklımda bu nasıl vahşettir Allahım? Diyerek burayı geziyorum. İçeri girdiğinizde mutlaka kulaklık almanızı tavsiye ederim. Dil olarak Türkçe sesli anlatım mevcut. Aldığınız biletle tüm gün giriş yapabilme imkanınız var. 






Bu Galerinin hemen çıkısında Saraybosna Katolik Katedrali var. Burasını merkez yada buluşma noktası diye adlandırabiliriz. Katedralin kapısını aralayıp, içeriye giriyor. Bir kaç dakika içeriye bir göz atıp, veda ediyorum. 


Hiçbir yere sapmadan caddeyi takip ettikten sonra işte tüm aktivitelerin kalbinin attığı yere yani Bascarsiya doğru yürüyorum. Sağlı sollu minik, ahşap görünümlü dükkanlar. Etrafta tık tık tık gelen sesler ne ola ki derken el işçiliği kullanılarak yapılan bakır kahve tepsileri ve cezve takımları gözümün önünde beliriyor. Hediyelik eşyalar satın almak isterseniz burada envai çeşit bakır eşyalar satılmakta. Bakır dışında dikkatimi lokum satan dükkanlarda çekiyor. Türkiyede fazlasıyla lokum satın alınacak dükkanlar olduğu için pek ilgimi çekmiyor fakat Arap turistler fazlasıyla ilgili. 





Gazi Hüsrev Bey Cami’nin önünden geçerken ezan saatine denk gelmek. Caminin içine giremedim ama fotoğraf çekmeyi ihmal etmedim.


Kurtuluş Meydanı yada orijinal adıyla Trg Oslobedanjai alt tarafı bir meydan diyebilirsiniz ama işin o kısmı öyle değil işte. Meydanın zeminine büyük bir satranç tahtası çizilmiş. Ve etrafında bir sürü amca toplanıp satranç oynuyorlar. Size de izlemek kalıyor. Malum bizim ülkemizde pek böyle görüntüler yoktur. Bizde ki amcalar kahvehanelerde  ya okey ya kağıt oynarlar. Hal böyle olunca da ilginç geliyor işte naparsın. 


Başçarşının sonuna doğru geldiginizde, sizi meşhur Sebil karşılayacak. Hani görmemeniz mümkün değil. İşte bu sebil öyle bir sebil ki sıcak başınıza vurduğunuzda avuç avuç suyu içeceğiniz sebil. Allah yapandan da yaptırandan da razı olsun. Bu arada bu sebilden su içenlerin yolu tekrar buralara düşermiş yani rivayete göre. Artık kana kana suyundan içtim, bakalım yolum bir daha buralara düşecek mi? göreceğiz. 

Hiç duydunuz mu bilmem? Hani derler ya Boşnak inadı çok meşhurdur diye. Vallahi bizzat bu inadı yerinde tespit etmekte nasip oldu. “İnat Kuca yada diğer adıyla İnat Evi” işte burayı Saraybosnaya geldiğiniz de mutlaka görün. Kısaca hikayesinden bahsetmek gerekirse, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Saraybosnayı işgal edince şehre postane, müzeler, çeşitli binalar yapıyor. Ve sıra geliyor Belediye Sarayını yapmaya. Yer olarakta Miljacka Nehrinin dibini seçiyor. Fakat belediye binasının yapılacağı yerde, sahibi Boşnak olan bir ev var. Ev sahibi inadım inat diyerek evi yıktırmıyor. Sonrasında yoğun çabalar neticesinde ev, nehrin karşısına tıpatıp benzeri bir şekilde yapılıyor ve İnat Evi Boşnakların inadının sembolu olarak kalıyor. Benim vaktim olmadı ama sizin vaktiniz varsa burası şuanda bir restaurant olarak hizmet veriyor. İsterseniz lezzetli yemeklerin tadına bakabilirsiniz.


Miljacka Nehri ve Latin Köprüsü. Yol boyunca size eşlik edecek olan nehir ile birlikte yürümeye ne dersiniz? Latin Köprüsünde fotoğraf çektirmeyi unutmayın.


SARAYBOSNA’DA NELERİ LÖPLETTİM?

Gelelim neler yiyelim bölümümüze. Bu listede gittiklerim dışında gitmek isteyipte gidemediğim, herkesin mutlaka git dediği Dveri adlı restaurantında olmasını isterdim ama şans bu ya benim olduğum tarihlerde kapalıydı. Bu yüzden buranın yemeklerinden mahrum kaldım.


SAC BORECIDIZIA

Genellikle yerel halkın tercih ettiği börekçi. Kıymalı, peynirli ıspanaklı, patatesli seçenekleri var. Porsiyonları gayet doyurucu. Pişirilirken görebiliyorsunuz. Zaten dükkanın içine girdiğinizde saçlarda pişen böreğin kokusunu içe çekip sonra siparişinizi veriyorsunuz. Ben kıymalı yedim ki allah allah. Malzemesi boldu, üzerine yoğurt döktürtmeyi unutmayın. Hem dışarıda hem de içeride oturacak yerleri var.Bir porsiyon yiyip, yanınıza altlık olarakta alın. Açlık krizine birebir. Benden söylemesi. 




ZELJO

Saraybosnaya gelipte, cevapiči yemeden olmaz. Bizim İnegöl köftesinden hallice. Balkanların en meşhur yemeği. Bir de pljeskavica var ki o şekil olarak hamburger köftesinin daha genişini düşünün. Servis ederlerken pidenin içinde ince kıyılmış soğanla servis ediyorlar. Yanına içecek olarak onlara göre ayran bize göre yoğurt söyledim fakat belirtmekte fayda var ki bizdeki yoğurdun boza kıvamı onların ayranı oluyor. Porsiyonları açlık durumunuza göre ayarlayabilirsiniz. Deliler gibi açım derseniz 15 adetli, normal açım diyenlere 10, ehh bir tadımlık olsun diyenlerdenseniz 5 adet size yeter. Yedik içtik, çok aman aman bayıldım mı? İdare eder. Misafirperverlikte sınıfta kaldılar diyebilirim. Ben hayatımda böyle suratsız bir garson görmedim. 



POD LIPOM

Akşam yemeği icin tercih ettiğim mekan’da et, tavuk gibi seçenekler dışında Saraybosna’nın yerel lezzetleri de mevcut. Ben tercihimi ilk önce buranın meşhur Beg Çorbasından yana kullandım. Bol tavuk parçacıkları, bamya ve sebzelerden oluşan tavuksuyuna bir çorbaydı. Porsiyonu gayet doyurucu. Tek porsiyon söyleyip, iki kişi rahatlıkla tadabilirsiniz. Ana yemek olarak Bosna lezzetlerinden oluşan bir tabak istedim. Aslına bakarsanız Bosna lezzetleri tabağı olarak halis muhlis sarma ve dolma çeşitlerinin ta kendisiydi. Pazı sarma, kabak ve biber dolması, soğan dolması, patates dolması, minik domatesli köfteler ve minik çöp şiş şeklinde hazırlanan dana etinden oluşuyordu. En sevdiğim soğan dolması oldu. Üzülerek söylemeliyim ki burası da misafirperverlikte sınıfta kaldı. Sipariş almak için yarım saat beklettiler, az daha kalkıyorduk ki masaya teşrif ettiler. Bizden sonra gelen masalara öncelik vermeleri hiç hoş değildi. Sonrasında çok özür dilediler ama yine de üzgünüm. Zor da kalındığında gidin tavsiyesini verebilirim ancak.



THE ART SEVDAHA

Buralara kadar gelmişiz, bir Boşnak kahvesi içmeden İstanbul’a dönmeyin derim. Zevkli bir o kadar da otantik bir sunumla servis edilen Boşnak kahvesi bizim Türk kahvesi tadında. Tepsi içinde özel minik fincanı, cezvesi, lokum ve  kesme şekeri ile servis ediliyor. Mekanda içecek çeşitleri dışında tatlılarda mevcut. Menüde dikkatimi ardıç suyu çekince, denemek istedim ama maalesef o buruk tadını toz şeker bile yok edemedi. Ben beğenmedim ama beğenene mani olmam. Bu buruk tadı nasıl yok edelim diye düşünürken buraya özgü bir tatlı olan Tufahiye tatlısını denedim. Şerbet ile haşlanan elmanın içine ince kıyılmış ceviz doldurulmuştu. Sıcak havada soğuk soğuk iyi gitti doğrusu. Bu tatlıyı kesinlikle burada yemenizi tavsiye ederim. Mekandaki garsonlar yerel kıyafetlerle servis yapıyorlar, otantik mekanları sevenler için gidilesi. Bir yandan kahvenizi yudumlayın bir yandan arka fonda çalan müziklere kulak verin.



SLASTICARNA RAMIS

Tatlı krizlerine karşı soluğu burada almanızı tavsiye ederim. Mekanın tarihi eski teee 1912 yıllarına gidiyor. Hem içeride hem de dışarıda oturulacak masaları var. İçerideki tatlı vitrininde çesit çeşit tatlılar, pastalar var. Ben buraya özgü ne tavsiye edersinizin karşılığı olarak kadayıf, tulumba ve tufahiye cevaplarını alsam da tercihimi kalburabastı, karamelli bir pasta ve tufahiyeden yana kullandım. Öncelikle tufahiyeyi beğenmedim, elması fazlasıyla haşlanmış ve yumuşaktı. Şerbetli tatlıları sevenler için kalburabastıyı tavsiye ederim. Türkiyede yapılan kalburabastıya nazaran daha büyük ve hamuru şekerpare hamuru gibi yumuşaktı.  



ZLATNA RIBICA

Sıcaktan bunalıpta, tesadüf eseri “ Haydi şuraya bir girelim” diyerek kendimizi serin sulara atmış misali girdiğimiz mekan. Vintage dekorasyonun ta kendisi desem yerinde olur herhalde. Hangi köşeye baksanız buram buram nostalji. Mesela menü hemen yanınızdaki askıya asılmış, açtığınızda her sayfa eski bir fotoğraftan oluşuyor. Çay yada kahve mi içeceksiniz? Şeker eski bir lambanın içinden merhaba diyor. Böyle nostaljik ortamlardan hoşlananlara tavsiye ederim. Gece hınca hınç dolan mekan, gündüz nispeten daha sakindi. Ben ferahlamak için limonata içtim ama alkollü içecekler çoğunlukta. Sadece fotoğraf çekimi için bile gidilebilir. Son olarak çalan müzikler bir harika. 




PIJALA MARKALE

Sizde benim gibi çarşı, pazar gezmeyi seviyorsanız buraya uğrayabilirsiniz. Sabahın erken saatlerinde açılıp, akşamüstü 5 gibi toplanıyor. İçinde canlı çiçekler, sebze ve meyve çeşitleri, şarküteri  satılıyor. 

PEKARA

Bu tabelaları gördüğünüzde hiç çekinmeden girin içeri. Zaten mis gibi hamurişi kokuları sizi cezbedecektir. Boşnakçada pekara fırın demek.

KONZUM

Saraybosnanın olmazsa olmaz supermarketi. Bizim BİM marketlere benzer. Peki ne mi alabiliriz? Mesela 15TL ye harika Bosna şarapları alabilirsiniz. Balkanlar dendi mi akla gelen elbette meşhur çeşnili tuz olan Vegeta alınabilir. Bir de şiddetle tavsiye edeceğim Jana marka limonlu su. Bütün gezi boyunca susuzluğuma deva olan Janaya teşekkürlerimi sunuyorum.
SARAYBOSNA’DA NEREDE KALALIM?

Saraybosnada olduğum sürece iki ayrı yerde konakladım. Bu otelleri booking.com sitesinden rezerve ettim. Ve konaklama konusunda şok yaşamadım ve gözü kapalı her iki oteli de tavsiye ederim. 
Apartment Melody Kovaceva, aslında burası otelden ziyade dairelerden oluşan bir apartman. Her dairesinde banyo, mutfak ve yatak odası var. Ev sahibi, Almir inanılmaz ilgili ve yardımsever. İtiraf etmeliyim ki bu kadar ilgi beklemiyordum. Ev tertemiz ve ihtiyacınız olan herşey mevcut. İnternet sorunsuz çalışıyor ve merkeze yürüyüş mesafesinde.
Hotel Sokak ise yine memnun olarak ayrıldığım bir otel oldu. Banyosu biraz eski gibi olsa da, odaları temiz, personel ilgiliydi. Kahvaltı bizim damak zevkimize uygun ve çeşidi boldu. Tek sıkıntı internet biraz yavaştı. 

Saraybosna maceram burada son buluyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Daha anlatacak, yazacak çok şey var. Mesela Mostar var ki gidilesi, görülesi…
Yürekleri dağlayan Srebenitsa var ki, off anam offf…
Takipte kalınız.
Unutmadan hemen bir teşekkürü borç bileyim. Bıkmadan, usanmadan fotoğraflarımı çeken Kürşat Taşcı sabrına ve gözüne sağlık.


0 yorum:

Yorum Gönder

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter