Srebrenitsa…

Sabah’ın erken saatlerinde düştük yollara. Bu sefer yol bizi nereye götürecek demeden, izimiz belliydi. Yollar bizi hüzün kokan topraklara Srebrenitsa’ya götürdü. Daha Srebrenitsaya girer girmez bir hüzün çöküyor insana, bu kadar çok ölüme ve kan’a inat, her yer yemyeşil, huzur dolu gibi. Ama yaşananlar tarihin sayfalarında doğrusuyla, yalanıyla bir bir yerini aldı. 


Mahşer yeri misali, her yer insan seli. Birbirini kaybetsen, bulmanın zor olduğu bir kalabalık düşünün. Dünyanın dört bir yanından gelenler, çoğunlukla müslümanlar…
Herkesin amacı belli anma törenlerine katılmak. Oysa anma törenlerinden ziyade katliam sonrası ölen kişilerin topluca defnedilmesi,  ailelerinin huzura kavuşması dahası acılarını bir nebze hafifletmesi. 


Aracımızı boş bir alana park ettikten sonra kalabalıkla birlikte yürüyoruz. Hava o kadar sıcak ki gölge bir yer bulan şanslı, Yanında şemsiyesini getiren şanslı. Bir anda Eyüp Belediyesi yardım otobüsü gözüme çarpıyor, herkese bedava su dağıtıyorlar, kimileri cenaze namazı öncesi abdest alma telaşında.  Alabildiğine beyaz taşlar görünüyor. Bunlar mezar taşları. Bir an aklımdan geçen ‘Allahım ne kadar çok mezar taşı var’
Gelin önce size biraz Srebrenitsa Katliamından bahsedeyim. Bu katliam 2. Dünya Savaşından sonra Avrupa’da yapılan en büyük katliamdır.  Aslında katliamın sesleri yavaş yavaş Nisan 1992’de baş göstermişti. Sırp ordusu doğuya doğru ilerleyip nüfusun yüzde yetmiş beşini müslümanların oluşturduğu 36.000 nüfuslu Srebrenitsa’yı ele geçirdi. Fakat bir kaç ay sonra Boşnaklar burayı geri aldı. Sırplar başka bölgeleri ele geçirince Srebrenitsa kuşatılmış bir bölge haline geldi. Diğer bölgelerden kaçan müslümanların buraya gelmesiyle, buradaki nüfus  60.000’ e ulaştı. Kuşatma halindeki Srebrenitsada gıda ve su kıtlığı baş gösterdi. Birleşmiş Milletler burayı güvenli bölge ilan etti ve 400 Hollandalı barış gücü askeri yolladı. Ve sığınmacılar bu askerlerce Srebrenitsa’ya birkaç kilometre uzaklıktaki Potoçari’de bulunan akü fabrikasına yerleştirildi.  Fakat Sırplar Hollanda askerlerini rehin alıp, öldürmeyle tehdit edince, Hollanda kendi askerlerinin canını korumak için bölgeden uzaklaştı ve bunun sonucunda 11 Temmuz 1995 Sırplar Srebrenitsa’ya girdi ve 15 bin kadar Boşnak askeri ve sivil, dağları aşarak Srebrenitsa’yı terk etti. Birçok Boşnak bu sırada topçu ateşi ve keskin nişancıların ateşiyle öldürüldü. Sırp askerleri yakalayabildikleri müslümanları öldürdüler. Srebrenitsa içindeki Sırp askerleri ise kadın ve çocukları ayırarak, kamyon ve otobüslerle Boşnakların elindeki bölgelere gönderdi. 16 ve 70 yaşındaki yaklaşık olarak 8 bin Boşnak erkek, depolara, okullara ve ambarlara dolduruldu ve kurşuna dizilerek 64 ayrı toplu mezarlara gömüldü.  Şuana kadar kayıp olan 8372 kişiden sadece 6504 kişi bulunup, toprağa verildi. Bu arada bulunan kayıplar tahmin edeceğiniz üzere tek vücut olarak bulunmuyorlar. Hala arama ve kazı çalışmalara devam etmekte.


Potaçari Anıt mezarına girmeden önce hemen yakınındaki akü fabrikasının içi tam bir insanlık felaketini yaşandığı yer olarak hafızalarda yerini almış halde. İçeride türlü işkencelerin yaşandığı fabrikada hala erimiş insan etlerinin olduğu ve işkencenin tüm izlerinin bulunduğu acı bir gerçek. 





Yıllar sonrasında hayatta kalan kadınlar verdikleri DNA örnekleri sayesinde katledilmiş yakınlarına kavuşmayı beklediler. Çalacak her kapıda, her telefonda bu müjdeli ama acı haberi almayı beklediler. Ve şimdi hayatta kalan kadınlar yıllar öncesinde katledilen eşlerinin, çocuklarının veya babalarının bir adet kemiğine bile razılar yeter ki onlardan bir parça olsun. Allahım nasıl bir acıdır aklım almıyor inanın. Dirisinden vazgeçip, ölüsüne bile kavuşmak istemek. 


Dedim ya mahşeri bir kalabalık, biz de o kalabalıkta yerimizi aldık, anma törenleri başladı ve kulaklarımızda Bosna, sen benim annemsinağıdı çınladı. Sonrasında toplu cenaze namazı kılınması için ezan okundu. Hayatımda ilk defa bu kadar çok insanla bir arada cenaze namazı kılınmasına şahit oluyordum. Bir yanım acırken bir yanımda şaşkınlık, karmaşa hali vardı. Kuşbakışı olarak baktığımız Potoçari Anıt mezarlığından, aşağı taraflara inip biraz fotoğraf çekmek istedik. Alın size bir duygu karmaşası daha. Siz meraklı ve tuhaf bakışlarla acısı olan insanların fotoğrafını çekiyorsunuz. Bir an için aklımdan geçen “ Acaba o acılı halde olan ben olsam ve biri benim fotoğraflarımı çekmek istese, ne yapardım?” Sanırsam hepsi hissizleşmişler zamanla, o kadar çok seslerini duyurmak istemişler ki artık her davranış onlara normal geliyor. Her mezar taşında ağlayan birin görmek olası, bir müddet sonra bende alıştım ve bir anda kendimi cenazelerini gömmek için bekleyen bir ailenin yanında otururken buldum. Ne zaman ki hoca ve tabut yaklaştı, işte o an ki çığlılar, gözyaşları sel oldu gitti. Hani derler ya zaman en iyi ilaç, burada o zaman durmuş. Üç mezar taşı yan yana, sanırsam daha önceki yıllarda evin dedesi, oğlu bulunmuş ama biri boş. İşte o boş mezar da şimdi dolacak ve ilelebet rahat uyuyacak. Aklımdan bunlar geçerken annenin çığlığı ile irkiliyorum ve onun gözünden akan yaşlar, benim gözümden akan yaşlar. 


Cenazelerin defin işlemleri bittikten sonra, kalabalık sessiz ve sakin bir şekilde dağılmaya başladı. Biz de kendi sessizliğimizle yolumuza devam ettik. Yaşananlar çok çok acı, içimde tarifsiz duygularla Srebrenitsa’dan ayrılıyorum. Sizler de bu acıya ortak olmak isterseniz her sene 11 Temmuz’da yapılan anma törenlerine katılabilirsiniz. Unutmayın acılar paylaştıkça hafifler. Unutmadan ufak bir hatırlatma daha her sene dünyanın dört bir yanından gelen insanların katılımıyla Srebrenitsa Barış Yürüyüşü diğer adıyla Marş Mira yapılıyor. 3 gün boyunca 95 kilometrelik yol yürünüyor. Bu barış yürüyüşün amacı, Srebrenitsa kurbanlarının bu yolda yaşadıklarını en azından bir kısmını yaşayarak, hissetmek. Yürüyüş ile ilgili detaylı bilgi almak isterseniz Marsmiraturkiye sayfasına tıklayarak, bilgi alabilirsiniz. Ayrıca bu katliama dair bir belgesel izlemek isterseniz, Srebrenitsa anneleri adlı belgeseli tavsiye ederim.








0 yorum:

Yorum Gönder

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter