Bir Doğu Ekspres Macerası Ve Kars

Yıllardır gitmek için plan yapılan ama türlü aksiliklerden dolayı başka bahara dediğim bir geziydi Kars. Ve nihayet şimdi bekle beni Kars deme vakti.
Sanmayın bu sefer de çok kolay oldu, türlü aksilikler peşimi bırakmasada, ya gidilecek ya gidilecekti. Haydi takılın peşime Kars’a gidiyoruz. 



KARS’A NASIL GİDİLİR?

Kars’a iki şekilde gidilebiliyor biri uçak diğeri de pek büyülü olan Doğu Ekspres Treniyle. Fakat bu yıl o kadar çok talep patlaması oldu ki trende yer bulmak neredeyse imkansız hale geldi. Çoğu yerler tur firmalarına önceden satıldığı için geriye kalan az miktardaki yerler ise kapış kapış gitti. Nice insan bilgisayar başında bilet alabilmek için saatlerini verdi ve hala vermekte. Tabiri yerindeyse kim önce el atarsa bilet onun olmakta. Birde şu ufak ayrıntıyı hatırlatmakta fayda var, biletler gideceğiniz tarihten yaklaşık olarak 1 ay öncesinde satışa sunuluyor bu demektir ki TCDD internet sayfasında nöbet tutmak gerekiyor. Eğer ki bizim kadar şanslı değilseniz yani gidişe bilet bulamazsanız, şansınızı dönüş olarak deneyebilirsiniz.
Genellikle çoğu kimse Doğu Ekspres trenine Ankaraya giderek biniyor fakat biz Sivastan başlattık gezimizi. Hem tren yolculuğumuzu daha kısa tuttuk hem de gün ışığını ve manzaraları yakaladık. Yani kısa tuttuk derken sabaha karşı 04:09’da Sivastan kalkan tren akşam 20:00’de Karsta oldu. 
Tren dışında Karstaki tüm ulaşım olayları için kendimizi Karstaxii Ersoy’a emanet ettik. Turla gitmiyorsanız ve araç kiralamayacaksanız kesinlikle hem rehberliğinden hem de programından memnun kaldığım Karstaxii Ersoy’u tavsiye ederim. Kendisine 0544 850 5804 numaradan ulaşabilirsiniz.



DOĞU EKSPRES SIKICI MI, TREN YOLCULUĞU NASIL BİRŞEY?

Bence süper birşey, herkesin deneyimlemesini isterim. Öncelikle tren içinden ufak bir bilgi veriyim uzun uzadıya anlatmayacağım çünkü bu bilgilerin detayları her yerde karşınıza çıkıyor. Bunaltmak istemem. 
Tren yolculuğunda pulman, kuşetli ve yataklı olarak seçenekleriniz var. Pulman, bildiğimiz koltuk. Pek tavsiye etmem lakin o kadar uzun süren bir yolculukta tutulmanız olası. Fakat yan yana iki adet Pulman alırsanız, uzanıp uyuyabilirsiniz. Kuşetli, karşılıklı hem alt hem üst iki koltuğun açılarak yatak olmuş hali. 4 kişi kalınabiliyor ama siz iki kişiyseniz dört kişilik bilet alarak kapatabilirsiniz. Yataklı ise alt ve üst ranzadan oluşan içinde mini buzdolabı, ufak masası olan kompartman. Nevresim takımları görevli tarafından size veriliyor, çok fazla hijyen takıntınız varsa kendiniz getiriniz. Ve tuvaletler, pek tabiki yolculuk öncesi temiz olan tuvaletler sonlara doğru biraz kirleniyor. Ama tuvalet kağıdı takviyesi hep yapıldı ve açıkçası tuvaletler beklediğimden temizdi. Hem alaturka hem de alafranga tuvaletler mevcut. Alafranga tuvalet kullanımı daha az olunca, temiz kalması olasılığı daha yüksek oluyor.
Gelelim trende yemek olayına, uzun yol gözümüzü korkuttuğu için doldurduk çantaları. Aman aç kalmayalım mazallah. Meğer böyle düşünen bir tek biz değilmişiz ki yolculuk boyunca dolmalar, börekler havalarda uçuştu. Bir tren seyahati herkesi can ciğer kuzu sarması yaptı. Yan komşumuzun yumurtasına ortak olurken, bizde yumurta karşılığı pastırmamızı hediye ettik. 


Hava aydınlandığında  alarmların çalmasını beklemeden “Uyanın yavru kurtlarım ’’ diyen Şener Şen’in sesiyle vagonumuz uyandı, gır gır şamata halinde kah oynayarak kah tren sesini ninni sanarak, uyuyarak ama her anı tabiatın güzelliği sayesinde şaşırarak geçti. 


KARSTA NEREDE KONAKLADIM?

Kars gezisine 2 tam gün ayırdım ve 2 ayrı otelde konakladım. Evet, evet yanlış okumadınız tamamen benim dışında gelişen olaylar sonucunda iki ayrı otelde konaklamam gerekti. Seyahatimden tam 1 ay öncesinden hotels.com üzerinden Hotel Kent Ani’de yer buldum. Fazla talep olduğundan çoğu otelde yer kalmamıştı. Aman dikkat nasılsa yer bulurum diye düşünmeyin Kars ufak bir yer ve konaklama kısıtlı. Sonrasında seyahatime 4 gün kala otel’i aradım ve rezervasyonum için teyit aldım. Herşey kontrol altındaydı çok şükür yada ben öyle sanmıştım.
Trenden inip, otel’e transfer olunca bir elimde bavulum ve ben, kendimden emin adımlarla resepsiyondaki bağrış çağrışa aldırmadan odamın anahtarını almak için hamle yapmış olsakta,  kala kalmam bir oldu çünkü odamın yerinde kavak yelleri esmekteydi. O kadar teyitleşmeye karşılık odam başka birine satılmıştı ve benim gibi bir sürü kişi aynı durumdaydı. Biraz bekledikten sonra Konak Otel’e transfer edildim fakat için ilginç yanı Konak Otel’in bizim gibi mağdur kişilerin mağduriyetini karşılayacaklarından haberleri bile yoktu ve haliyle sadece bir odaları boştu. Yoğun bir telefon trafiği sonrası Konak Otel’e yerleştim ve orada bir gece konaklayarak, ertesi gün Hotel Kent Aniye geçtim. Siz siz olun rezervasyonunuza güvenmeyin derim, talep fazla olup, konaklama kapasitesi az olunca bu tür olaylar maalesef kaçınılmaz.

KARSTA NELER YAPTIM?

Daha önceden de belirttiğim gibi Karstaxii Ersoyla anlaşmıştık. Normalde gittiğim her yerin programını kendim ayarlamayı seven ben, bu sefer hiç bir program yapmadan kendimizi Ersoy’a emanet ettik. İstediğim her yerin rezervasyonunu önceden yaptığı için çok rahat ettik. Sorunsuz bir şekilde yemek yedik, bu arada kentin belli başlı restaurantlarına gitme gibi bir düşünceniz varsa mesela Hanımeli Restaurantta kaz yemek gibi, mutlaka rezervasyon yaptırınız. Yoksa kapıda kalırsınız. Bu tür mekanlara turlarda gittiği için masalar önceden rezerve yaptırılıyor.


BOĞATEPE KÖYÜNDE KAHVALTI

Gelelim neler yaptığımıza, film’i en başa sarıyorum ve otel’e yerleşme kaosu sonrası güzel bir uyku ve yeni gün’e harika bir kahvaltıyla başlamak için istikametimizi eskisinin Büyük Zavot yeni ismiyle Boğatepe Köyüne çeviriyoruz. 
Boğatepe, Türkiye’de geleneksel yöntemlerle kaşar ve gravyer üretiminin yapıldığı tek köy olma ünvanını taşıyor. Kars merkez ile Boğatepe Köyü yaklaşık olarak 45km uzaklıkta, rakım olarakta 2600metre civarında. Bu kadar yükseklik karşısında bitki örtüsü şahane, hayvanların otladığı yerler kaliteli olunca, sütün mükemmel olması kaçınılmaz. 
Dereleri, tepeleri aştıktan sonra Ömür Ailesinin evine misafir oluyoruz. Ama öncesinde köyün hatrı sayılı mandıralarından biri olan Ömür Mandırasını ziyaret ediyoruz. Daha kapısından girer girmez minik İnci bizi karşılıyor. Kendisi daha 30 saatlik bir buzağı olur, başlıyor ellerimi yalamaya.


Sonrasında Nursen hanım başlıyor süt sağmaya. Acaba bende becerebilir miyim diye olaya el atıyorum. Bir iki deneme sonrası neyseki süt sağmayı başarıyorum.


Hemen yan tarafta hummalı bir şekilde peynir yapımına başlanmış. Daha eşikten adımımızı atar atmaz, sıcacık kaşar peynirinin tadına bakıyoruz. Burada makina kullanmaktansa, geleneksel yöntemler kullanılarak peynir yapılıyor yani elle yoğurarak. 


Peynir yapımını gördükten sonra haydi artık kahvaltı zamanı diyoruz ve evlerine buyur ediliyoruz. İşte köy kahvaltısı karşımızda. Folluktan yumurta, yeni sağılıp kaynatılmış süt, bal, kaymak, tulum peyniri, malakan peyniri ve dahasını afiyetle mideye indiriyoruz. Soğuk havaya inat, sobada fokurdayan çay içimizi ısıtıyor. Biraz ordan, biraz memleket meselelerinden bahsedip müsade istiyoruz.


Köyde yapacak pek bir şey yok, burayı önemli kılan tek şey bir eko müze. İstikamet Boğatepe Peynir Müzesi. Peynir Müzesine girer girmez kendisi ufak tefek ama fikirleri ve yaptıklarıyla dev gibi bir kadınla tanışıyoruz. Zümran Ömür. Kendisi 2007 yılında kurulan Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneğinin başkanı. Öyle ki, köydeki kadınların sesi olup, aktif hayata katılmalarına ön ayak olan birisi. Köydeki kadınların doktora gittiklerinde bile kendilerini ifade edemediklerini anlayınca, iletişim kursları açmış. Eko turizm için köye Fransızlar gelince, nasıl anlaşacağız şimdi, Fransızcayı biz niye öğrenmeyelim demiş ve Fransızca öğrenmeyi desteklemiş hatta yoga kursları bile açmışlar. Derneğin hedefi, kırsaldaki kadınların toplumda yer alması, aile içinde söz hakkı olması, eşinin arkasında yada önünde değil yanında yer alması gerektiği. İşte bu yüzden de kadınlar kendi elleriyle hazırladıkları kahvaltılarla gelen misafirleri ağırlıyorlar ve harçlıklarını çıkartıyorlar. Tanışma faslından sonra Peynir Müzesini geziyoruz, içeride müzenin nasıl kurulduğu, peynirin nasıl yapım aşamalarından geçirildiği dahası gravyerin ne kadar zahmetli bir yapım sürecini olduğunu öğreniyoruz. Gravyerin hiç bu kadar zahmetli bir yapım aşaması olduğunu bimiyordum. Artık kendisinin önünde saygıyla eğilip, yerken ve satın alırken bir değil, iki kere düşüneceğime söz veriyorum. 
Arabamıza doğru yürürken aklımdan geçenler, bu ülke kadınlarla güzel, kıymetimiz biline oldu…


BEYAZ’IN EN BÜYÜLÜ HALİ, ÇILDIR GÖLÜ

Hava ne kadar soğuk olabilir ki bir göl buz tutar? İnanılır gibi değil ama arabamızla ilerledikçe alabildiğince bir beyazlık kaplıyor her tarafı ve bu beyazlık üzerinde yürüyen insanlar. Donmuş gölde yürümek fikri kulağa hoş geliyor değil mi? Evet, Çıldır Gölüne doğru yaklaşıyoruz. Gözüm alabildiğince görüyor. Yer gök birleşmiş, manzara müthiş. Sabahın erken saatlerinde Çıldır Gölüne gelmek en mantıklısı, öğlene doğru turlar hücum edince etraf kalabalıklaşıyor ve her kadraja bir kaç insan düşecek şekilde fotoğraf çekmeniz muhtemel. 


Arabamızdan inip, ilk adımımı atıyorum, donmuş gölde yürümek hissi farklı. Etrafta atlı kızaklar binilmeyi bekliyor. Biz tercihimizi her yıl düzenlenen Çıldır Gölü Atlı Kızak Yarışmasının birincisi Tekin Akçay abinin atlı kızağından yana kullanıyoruz. Nasıl içten, nasıl samimi Tekin Abi. Bindiğimiz gibi başlıyor türkü söylemeye, atlarını sevgiyle sürüyor. Rengarenk ponponlarıyla süslü atları sanki o türkü söyledikçe devleşiyor. Dönüş yolunda bir de acıklı birşey söyleyeyim mi sorusuyla haydi söyle, dinleyelim Tekin Abi diyoruz. Atlı kızak maceramız son bulurken, dudaklarımda hem soğuk havanın hissi hem de Tekin abi’nin söylediği türkü kalıyor.


Çıldır Gölünde başka ne yapabilirizin cevabı, gölden çıkan tatlı su balığının avlanmasını izlemek olabilir. Kıyı şeridinden epey bir uzaklaşıyoruz, derinlere en derinlere doğru yol alıyoruz. Balıkçılar daha önceden attıkları ağları kontrol etmek için beklemedeler. Bakalım bugün kısmetimize ne çıkacak. Yuvarlak bir şekilde açılan buz kütlesini kürek yardımıyla suya ulaşana kadar kırıyorlar ve suyun içinde ağın bir ucu bulunmaya çalışılıyor. Nihayet beklenen ağ bulundu haydi bakalım neler takılmış ağımıza derken bir kaç büyük kerevit ve gölün meşhur balığı olan sarı balık ağlara takılmış. Kilosuyla göz dolduran sarı balık, balıkçıları gayet memnun ediyor. Balıklar kovaya koyulup, doğru restaurantlara satışa doğru yola çıkıyorlar. Bize de kendilerini afiyetle yemek düşüyor.


BİR ZAMANLARIN İHTİŞAMLI KENTİ, ANİ HARABELERİ

Kars merkezden yaklaşık olarak 45km uzaklıkta bulunan Ani Harabeleri Kars’ın olmazsa olmazlarından, Ocaklı Köyü sınırları içinde bulunup, Türkiye ile Ermenistan sınırlarını belirleyen Arpaçay nehrinin batısında yer alır.  UNESCO Kültür Mirası listesine girmiş olması kesinlikle görülmesi gerektiğinin anlamına gelmeli ki bizler için ne kadar hakettiği yeri bulmuştur işte orası tartışılır. Lakin her tarihi eserde olduğu gibi maalesef burada da dizi dizi duvarlara isimler yazılıp, tarihler atılmış olduğunu görerek gezdim Ani Harabelerini. Nasıl bir mantıktır hala anlamış değilim. 
Buraya merkezden ulaşımı ya kendi kiraladığınız araçla gelebilirsiniz yada bizim yaptığımız gibi taksi tutarak ki bunu tavsiye ederim çünkü biz çok rahat ettik rahat bir ulaşım sonrası kapı da rehberimiz bile hazır, bizi bekliyordu. 
Ani Antik Kent MÖ 3000’den başlayarak yaklaşık olarak 3600 yıllık bir yerleşime tanıklık etmiştir ki İpek Yolu’nun buradan geçmiş olması buranın ne kadar parlak bir yer olduğunun göstergesidir. Kazılar neticesinde bir çok yapı gün yüzüne çıkarılmaya devam etmekte.


Aslanlı Kapıdan içeriye girdiğinizde aslında buranın ne kadar büyük bir alana yayılmış olduğunu göreceksiniz. Tüm alanı yaklaşık olarak 1.5 yada 2 saat içerisinde gezmeniz muhtemel. Tarihi yapılarla alakalı daha detaylı bilgi edinmek isterseniz lütfen tıklayınız.

SARIKAMIŞTA KAR KEYFİ

Karsta son günümüzü yakınlığı açısından Sarıkamış’a giderek değerlendirdik. Yaklaşık 60km uzaklıktaki Sarıkamış’a yoğun tipi eşliğinde gidince yolumuzun üzerindeki Sarıkamış Şehitliğine kısa vakit ayırmak zorunda kaldık.


Sonrasında istikamet Sarıkamış oldu. Erken saatlerde gittiğimiz Sarıkamış nispeten tenha, pistler boştu. İstanbul’da özlediğimiz kar nihayet yüzünü burada gösterdi. Hem özlem giderdik hem de kar eşliğinde sıcak saleplerimizi içtik. 


Kayak için gayet güzel pistler, aynı zamanda kayak için tüm ekipmanları buradan temin edebilirsiniz. Kar keyfi sonrası kent merkezinde gezilebilir ve Katerina Av Köşküne gidebilirsiniz.


KARS’TA NELER YEDİM?

Kars denilince ilk akla pek tabi ki ne geliyor? Kaz. Buralara kadar gelmişim, yemeden gitmemek lazım. Ama bir sorun var ki Kars’ta kaz yok. Evet, evet doğru okudunuz kaz yok. Kuş gribinden dolayı bölgedeki kazlar yokedilince, kaz bulmak güçleşmiş ve Kars’a kaz Afyondan gelir olmuş hatta bazı yerlerde turistlere kaz diye ördek servis etmeye başlanılmış, pek tabiki daha önce kaz yemeyenler ördeği kaz niyetine yer olmuş. 
Bölge de belli başlı restaurantlarda kaz eti yeme tavsiyesinde bulunacağım. Bunun dışında gittiğim restaurantlara mutlaka önceden rezervasyon yaptırdım daha doğrusu işin o kısmıyla yine Ersoy Bey ilgilendi. Sorunsuzca, beklemeden yemeğimi yedim. Karsta mutlaka aşık atışmalarını ve Kafkas Dans Gösterilerini izlemenizi tavsiye ederim. 

HANIMELİ KARS MUTFAĞI

Sahipleri Dilek hanım ve eşi sürekli işlerinin başındalar. Özellikle Dilek hanım pire gibi her an her yerde, koşuşturma halinde. Kesinlikle rezervasyon yaptırıp gidin, mekan bölgenin en iyileri arasında olunca haliyle kalabalık. Boş masayı bırakın, boş sandalye bulursanız öpün başınıza koyun. Turlarında tercihi burası olunca varın gerisini siz düşünün. Evet gelelim sadede ve neler yenmeli burada, biraz ondan bahsedelim.
Kars Mutfağı pek tabiki sadece kazdan ibaret değil, biraz İran Mutfağından biraz Azeri Mutfağından esintilerle dolu. Buraya gelipte Piti yada diğer adıyla Bozbaş yenmeden dönülmemeli.  Piti, kuzu incik ve nohutun birlikte bardak şeklinde çömlekte pişirilmesiyle ortaya çıkıyor. Suyunun sarısı içine katılan zerdeçaldan kaynaklı. Gelelim servis şekline, bir tabağa yufkalar minik minik kırılıyor, sonra çömlekteki et ve nohut suyuyla birlikte yufkaların üzerine boca edilip, inciğin kemiğiyle hafif ezilerek, tatların birbirine geçmesi sağlanıyor.


Evelik Aşı çorbası ise yörede bahar aylarında çıkan ve toplayıp kurutulan evelik otuyla, mercimek ve erişteyle hazırlanan çorba. Biraz soğuk servis edilse de, soğuk havada gideri var. 


Revan Köfte, kıymanın kocaman, yuvarlak hale getirilip, içerisine kuru erik koyularak hazırlanmış hali. Tadı fena değil, denenebilir.


Şirin Pilav benim en sevdiğim oldu diyebilirim. İran pirinci, kuru kayısı, erik, hurma ve İran üzümü olan zereşk kullanılarak hazırlanan pilav benim çok hoşuma gitti.


Ve gelelim kaz etine, bulgur pilavıyla birlikte sunulan kaz eti fena değidi, özünde yağlı olan kaz kararında yenilirse rahatsız etmez diye düşünüyorum. 
Yemek sonrası mekanda yapılan aşık atışmasını keyifle izledik. Yolunuz düşerse tavsiye ederim.



PUSHKİN RESTAURANT

Burası çiçeği burnunda bir mekan, ahşap dekorasyonuyla sıcacık bir izlenim yaratıyor. Buraya aslında gelmemizdeki amaç yöreye özgü Kafkas Dans gösterisini izlemekti ve geldiğimizde bir şeyler de yemek istedim. Bu mekanında kaz eti meşhur ve kaz konusunda güvenilir. Burada kaz etini denemedim ama Hanımelinde servis edilen kaz etinin porsiyonu burada daha fazlaydı. 
Menüde dikkatimi çeken yöreye özgü yemeklerden olan Haşıl, Hangel, Pörtletme denenecekler arasında yerini aldı ama ilk önce kendilerine özgü Pushkin Çorbası içildi. İçinde kurutulmuş evelik otu ve yoğurt olan çorba sıcak sıcak iyi gitti. 


Haşıl, haşlanmış çok ince bulgur, üzerine sarımsaklı yoğurt ve yağ yakılarak servis edilmişti. Benim damak tadıma pek fazla uymayan bir lezzetti.


Pörtletme ise haşlanmış kuzu eti, havuç ve patatesten oluşan bir yemekti yanında bulgur pilavıyla servis edildi. 


Hıngal bir çeşit yöreye özgü mantı çeşidi. Aslında bu isimle anılarak, bir çok yerde de yedim hatta içine genelde patates koyarlar fakat burada içi boş hatta bildiğimiz yufka kırıklarının haşlanıp, üzerine yoğurt ve yakılmış yağ dökülerek servis edildi.


Açık söylemek gerekirse çorba hariç yemekleri ben pek fazla beğenmedim, lezzetleri sıradan geldi diyebilirim. 
Porsiyonun göz dolduruculuğu göz önüne alınırsa kaz eti için buraya gelinebilir ve tabi birde Kafkas Dans gösterisi için. 

GÜNEŞ LOKANTASI

İşte size esnaf gibi esnaf lokantası. Mutfakta tencere yemekleri kaynıyorda kaynıyor. Hemde ne kaynamak. Kullandıkları ocak eski Osmanlı tipi, kömürlü ocaklardan varın gerisini siz düşünün. Lahana sarmasından tutun, haşlamaya, kuru fasulyeden, güveçte türlüye hele bir de fırından yeni çıkmış bir tepsi dolusu piti vardı ki, anlatılmaz yaşanır cinsten.


Ne yapın ne edin bir öğle molası verin derim, hatta benim için o güzelim fırın sütlaçtan bir kaşık yemeği ihmal etmeyin, olmadı sabah erken saatte  çorba içmeyede uğrayabilirsiniz. Sabaha karşı saat 4’te kapılarını açıp, misafirlerini bekliyorlar. 


ATALAY’IN YERİ

Kars’a gittiysek, yolumuz pek tabiki Çıldır Gölüne düştü. Ehh karnımızda acıktıysa istikameti göl manzaralı Atalay’ın Yerine çevirdik. Mutfakta hummalı bir çalışma, balıklar kesiliyor ve doğru yağ dolu tavalarda kızartılıyor. Bölgede sarı balık olarak bilinen sazan balığı, kılçıklı ve tadı hafif tatlı.


Biz bekleye duralım masamız hazır bile. Çoban salata, ezme, turşu, kuru çeçil peyniri masada yerlerini alırken sarı balığımızda hemen pişirilip geldi ve afiyetle yenildi.
Etrafta sarı balık pişiren birkaç işletme daha var fakat bu işi iyi bilen ve işinin başında olan Atalay Bey’in işletmesi benim tercihim oldu. Balık sonrası, donmuş göl manzarasına karşı sıcak çay harika oldu.

YUSUFELİ CAĞ KEBABI

Sarıkamış’a gelinipte cağ kebabı yenilir miymiş demeyin, yenilir yenilir hem de afiyetle yenilir. 1990’dan beri faliyette olan mekanın başında Erhan Usta var. Ustası Mustafadan el alıp, bu iş’e devam etmiş ve geçmiş tezgahın başına. Bu işin sırrı nedir diye sorunca ben soğanı rendeleyerek koyarım, biraz kaya tuzu birazda karabiber sonra doğru pişirmeye diyor Erhan Usta. Saat 12 gibi mekana gidiyoruz, öyle vakti yeni olmasına rağmen mekan biranda doluyor. Ortada yanan soba hem bizi ısıtırken hemde biberlerin közlenmesine yardımcı oluyor. Kah sobanın üzerinden biberleri alıp, tabağa koyuyoruz kah kebapları yiyoruz. Son vedayı ise bir yudum çayla yapıyoruz. 


KARSTAN NELER ALINIR?

Ehh işimiz, gücümüz yemek olunca haliyle alışverişimizde hep gıda üzerine oluyor. Kars demek peynir olunca çarşıda karşınıza bir çok peynir dükkanı çıkıyor. Ben alışverişimi Öz-kar Göydağı Süt firmasından yaptım. Gravyer peyniri ve eski kaşar aldım, beğenerek tükettim. Kars’ın balınıda çok methetiyorlar fakat ben almadım. Bu firmanın sahipleri ilgililer ve ürünlerini tattırmadan satmıyorlar. Sipariş için 0530 161 7569 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz, kargo imkanları var. 


Evet, gittim ve gezdim. Kars gezisini mutlaka ama mutlaka yapın özellikle dünya gözüyle Doğu Ekspres trenine binin, inanın hiç pişman olmayacaksınız. Güzel anılar, gazel insanlarla tanışınca daha bir anlamlı. Yine bir geziyi ve yine bavulumda bir sürü anıyla sonlandırıyorum. Kalbim Doğu Ekspresinde kaldı...




















0 yorum:

Yorum Gönder

 

TAKİP EDİN!

Flickr


Created with flickr slideshow.

Twitter